16 Aralık 2008 Salı

YENİ DÖNEMİN GÖZDE SEKTÖRLERİ

YENİ DÖNEMİN GÖZDE SEKTÖRLERİ


Dünyada ve Türkiye’deki gelişmelere paralel olarak yıldızı parlayan bazı sektörler var ki son dönemde hem büyük hem de küçük ölçekli yatırımcıları çekiyor. Bu sektörler şöyle sıralanabilir:


>>İnşaat/Gayrimenkul
>>Mağazacılık/Hızlı Tüketim
>>Enerji(Rüzgar ve Doğalgaz)
>>Maden
>>Telekom
>>İnternet Teknolojileri
>>Bireysel Emeklilik
>>Lojistik
>>Kimya
>>Otomotiv Yan Sanayi
>>Ambalaj
>>Turizm
>>Medical/Sağlık Hizmetleri
>>Yapı Elemanları
>>Doğal Taş Üretimi
>>Eğitim
>>Çevre ve Verimlilik Artışı
>>Süt Hayvancılığı/Süt Üretimi


Doğu Karadeniz Yatırım Alanları
Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki iller kapsamında yapılan karşılaştırmalı sektör analiz raporuna göre iller bazında ön plana çıkan belli başlı yatırım alanlarına aşağıda bulabilirsiniz. Bunlar, raporda belirtildiği üzere potansiyel vaad eden gelecek 10 yıl içinde bölgede yatırımcı çekmesi muhtemel alanlar.

Artvin: Ziraat ve avcılık, balıkçılık ve su ürünler sektörleri birincil orman ürünleri ve mobilya, inşaat ve bayındırlık işleri ile eğlence ve kültür hizmetleri, ikincil yatırım yapılabilecek sektörler olarak öne çıkıyor.

Giresun: Turizm, inşaat ve bayındırlık işleri, gıda, içki ve tütün sanayi, balıkçılık ve orman ürünleri öncelikli, ormancılık ve orman işletmeciliği ile eğlence ve kültür hizmetleri, ikincil öneme sahip sektörler arasında sayılıyor.



Gümüşhane: Turizm, balıkçılık ve su ürünleri, eğlence ve kültür hizmetleri, ormancılık ve orman işletmeciliği, elektrik, gaz hizmetleri sektörleri öncelikli sektörler olarak gösteriliyor.

Ordu: Balıkçılılık ve su ürünleri, turizm ve eğlence ve kültür hizmetleri ile ziraat ve avcılık ön plana çıkan sektörler arasında yer alıyor.

Rize: Turizm sektörü öncelikli sektör olarak değerlendiriliyor. Buna ek olarak balıkçılık ve su ürünleri ziraat ve avcılık, dokuma, giyim eşyası ve deri sanayi Rize’de potansiyel vaad eden sektörler olarak gösteriliyor.

Trabzon: Turizm ve inşaat ve bayındırlık işleri, eğlence ve kültür hizmetleri ile balıkçılık ve su ürünleri Trabzon’un potansiyel barındıran öncelikli sektörleri.

Gayrimenkul’de Öne Çıkan İller
Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER)’nin yaptığı araştırmaya göre, Samsun, Mersin, Konya ve Kocaeli illerinin 4 ve 5 yıldızlı otele, Diyarbakır, Eskişehir ve Kayseri’nin 3 ve 4 yıldızlı iş oteli yatırımlarına ihtiyacı var. Bununla birlikte, Samsun, Kayseri ve Eskişehir’de kültür ve eğlence yatırımları dikkat çekiyor.

GYODER’in yaptığı bir araştırma illerin farklı alanlardaki gayrimenkul yatırım profilini ortaya koyuyor. Turizmden spora, eğlence ve kültür merkezlerinden iş merkezlerine kadar geniş bir alanda hangi yatırımın hangi ilde uygulanabileceğine ilişkin raporda konut yatırımlarındaki başlıca illere de yer veriliyor. Buna göre türlerine göre gayrimenkul yatırımlarının cazip illeri şunlar:

Konut Yatırımları
2007-2015 yılları arasında konut ihtiyacının Antalya’da 236 bin, Konya’da 148 bin, Mersin’de 147 bin, Kocaeli’nde 94 bin, Diyarbakır’da 90 bin, Kayseri’de 60 bin, Eskişehir’de 47 bin 500, Samsun’da 45 bin ve Erzurum’da 36 bin olması bekleniyor. Antalya’da orta üst sınıf konutlar, konut kredisi destekli orta sınıf konutlar ile yerli ve yabancılara yönelik konutlara ağırlık verilirken, Diyarbakır ve Erzurum’ da kamu sektörünün konut üretimini sürüklemesi, Samsun ve Eskişehir’de ise kentsel dönüşüm ve yenilimi temelli ihtiyacın yüksek olduğu görülüyor.

Sanayi ve Lojistik Yatırımları
Sanayi ve lojistik yatırımlarda gelecekte ön plana çıkması beklenen iller arasında Eskişehir, Kayseri, Kocaeli, Mersin ve Susman illeri başı çekiyor. Alışveriş merkezi yatırımları Alışveriş merkezi yatırımlarında öne çıkan belli başlı iller ise Antalya, Kocaeli, Konya, Mersin ve Samsun.

Turizmde Alternatif Modeller
Turizm sektöründe taleplere bağlı olarak gelişen yeni alternatif kanallar var. Klasik turizm anlayışı, yerini daha yüksek gelir getiren butik anlayışa bırakıyor. Alternatif turizm hizmetleri, küçük yatımcıların da ilgisini çekiyor. Bu yatırım alanları arasında botanik turizmi, hava ve su sporları, akarsu turizmi, kuş gözlemciliği ve mağara turizmini sayabiliriz. Buna göre turizmin parlayan alanları şöyle sıralanıyor:

Yat Turizmi
Gelirin yüksek olması yat turizmini cazip kılan etkenlerin başında geliyor. Ayrıca son yıllarda limanlardaki turizmde yönelik geliştirme amaçlı yatırımlar da bu sektörün tamamlayıcı yan alanlarıyla birlikte gelişmesine katkıda bulunuyor.
Botanik Turizmi
Doğal bitki çeşitliliğinin değerlendirilebileceği bu turizm çeşidi, meraklılarını, özellikle yabancı turistleri çekiyor. Avrupa’nın tamamındaki bitki çeşitliliği 12 bin iken, sadece Türkiye’de bu oranın 9 bine ulaşması, Türkiye’yi bu alanda cazip kılıyor.

İpek Yolu Turizmi
ipek Yolu Projesi, Kültür Bakanlığı’nın turizmin ülke çapına ve tüm yıla yaygınlaştırılması doğrultusunda geliştirilen önemli bir proje. Bu doğrultuda han ve kervansarayların yenilenme, restorasyon ve korunma çalışmaları devam ediyor. Bu çalışmalar tamamlandığında önemli oranda turist çekmesi bekleniyor.

Hava Sporları
Yamaç paraşütü, yelken, planör, paraşüt ve balon gibi hava sporları meraklıları için Türkiye, son derece cazip koşullara sahip. Bu potansiyel yatırımcıları da çekiyor.

Dağcılık
Bu alanda hem trekking, hem de tırmanış aktiviteleri yapılabiliyor.

Akarsu Turizmi
Türkiye’nin akarsuları rafting, kano ve nehir kayağı gibi aktiviteler için elverişli. Gerekli tanıtımın da yapılmasıyla bu alandaki potansiyel değerlendirilebilir.

Dalış Turizmi
Ege ve Akdeniz’de dalış turizmi için son derece elverişli noktalar var. Hatta bazı bölgeler dünyadaki belli başlı sualtı dalış yerleri arasında sayılıyor. Son yıllarda yeni dahi noktalarının da eklenmesiyle bu alandaki potansiyel de artmaya başladı. Özellikle Doğu Avrupa ülkelerinden turistlerin dalış için Türkiye’ye geldiği biliniyor. Yatırımcılar da bu konudaki potansiyeli değerlendiriyor.

Kuş Gözlemciliği
Kuş gözlemciliği, sağlıklı çevresel şartları kapsayan bir doğa sporu sayılıyor. Türkiye’deki toplam kuş türlerinin sayısının Avrupa’nın tamamında bulunan kuş türleri kadar olması ve ayrıca Türkiye’nin kuşların önemli göç yolu üzerinde yer alması bu turizm türünün önemini artırıyor.

Mağara Turizmi
Türkiye’nin jeolojik yapısı mağara turizmi için uygun. Mağaraların büyük bölümü Güney Anadolu’da yoğunlaşıyor. Bu mağaraların turizm açısından değerli olması bazı özellikleri barındırmasıyla ilgili. Türkiye’nin bu alanda da önemli turizm potansiyeli bulunuyor.Kaynak: Ekonomist Dergisi 16 Aralık 2008 Salı

Gönderen superisfikirleri zaman: 03:26



Küçük mekanda açılan, düşük yatırımla başlayan, hızlı kazanç sağlayabilecek bir iş fikri. Fast Food Makarna yakında simitçiler, kumpirciler gibi sokaklarda sık sık göreceğimiz bir yatırım alanı.


Özellikle alışveriş merkezlerinde Makarna Büfesi açmak cazip bir yatırım alanı görünüyor. Küçük mekanda para kazanmak için akılcı bir mönü ve akıcı bir sistem şart. Bunun için makarna üreticilerinden destek alınabilir. İşlemekte olan makarnacılardan isim hakkı alınabilir. Dışardan örnekler incelenebilir. Endüstriyel mutfak üreticilerine danışılabilir.

Konseptini olgunlaştırmış perakendiciler franchising vererek etki alanlarını genişletebilir. Makarna büfesi, çok küçük bir alanda yeterli mönü çıkarabilen bir konsept. Her alışveriş merkezine girebilir. Yaygınlaşmaya hazır marka henüz olmadığı için, ilk çıkan marka alışveriş merkezi tarafından hemen ilgi görecek, hızla marka olacak ve ardından gelenler bekleme listesine girecektir.

Yeterli trafiği olan benzin istasyonları da yine bu iş fikri için uygun bir yatırım alanı olabilir. Ayrıca benzin istasyonu işletmecileri de daha fazla müşteriye hitap edebilmek için bu yatırım konseptini kullanabilir.


KADIN ve ÖĞRENCİ GİRİŞİMCİLERE ÖNCELİKLİ GİRİŞİM

My Chocolate - Logolu reklam çikolatası pazarlaması Faaliyet Alanı:

KAGİDER in ilk destek projesi olan My Chocolate şirketi, kişiye ve şirketlere özel reklam çikolataları ürettirip, Türkiye genelinde 12 bayi kanalıyla pazarlıyor. Bayilik koşulları: Bayilik için öncelik kadınlara ve öğrencilere veriliyor ancak erkek girişimcilere de fırsat tanınıyor. Her şehirde bir ana bayi ve onun alt bayileri oluyor. Bayilik Paketinin İçeriği: 500 YTL lik tanıtım paketi veriliyor ve bayilik sözleşmesi imzalanıyor.Bayi olanlar ürünün pazarlamasını ve tanıtımını yapıyor. Bayi Verilecek İller: Türkiye genelinde bayilikler verilecek. Yatırım maliyeti: 500 YTL lik örnek ürünlerin olduğu tanıtım paketi satın alınıyor. Ortalama kâr marjı: Bulunduğu bölgeye bağlı olarak aylık 500 ile 10 bin YTL arası.

Başvuru için: 0232 367 40 89 Kaynak:ekonomist Zeytinyağı Butiği Açabilirsiniz Zeytinyağı Butiği Perakendicilikte uzmanlık, gelecekte büyük önem kazanacak. Büyük şehirlerde ve belli tatil bölgelerinde açılan zeytin ve zeytinyağı butikleri bu konudaki en güzel örneklerden. Girişimciler, şimdilik bu butikleri kendileri açıyorlar. Yani bu konuda yaygın bir franchising sistemi henüz kurulmuş değil. Bu konuyla ilgili olarak, en kapsamlı sistemi Tariş yürütüyor. Tariş, başta büyük şehirler olmak üzere Türkiye genelinde butikler açarak ve kurmuş olduğu franchising sistemiyle pazarlama ağını genişletiyor. Herşey Taze Tariş'in açtığı mağazalar Ta-Ze mağazaları. Bu mağazalarda, Tariş'in tüm ürünleri satılıyor.

Zeytin, zeytinyağı, sabun, sofra aksesuarları ve zaytinyağından oluşan 250 kadar çeşitte ürünü bu mağazalarda bulmak mümkün. Son yıllarda tüketici bu mağazalara büyük talep gösteriyor. Tariş'in İstanbul Suadiye, İzmir Konak'ın yanısıra, yurtdışında Amerika'da da bir butiği bulunuyor. Tariş, Türkiye genelindeki franchising sistemini yeni girişimcilerle genişletiyor. Bu doğrultuda gelen tüm talepler değerlendiriliyor. Franchising operasyonu, İstanbul'daki bölge müdürlüğü tarafından yürütülüyor. Franchising verilmesi düşünülen bölgeler Tariş tarafından titizlikle seçiliyor. Genellikle nüfus yoğun bölgeler, 100bin-150bin kişinin yaşadığı lokasyonlar tercih ediliyor.

Belirlenen lokasyon Tariş Zeytin yetkilileri tarafından görüldükten sonra değerlendirme yapılarak, onay veriliyor. Tariş, mağazanın büyüklüğü konusunda herhangi bir bağlayıcı üst sınır getirmiyor. Bununla birlikte ideal bir butiğin ortalama 45 ile 75 metrekare arasında olması gerekiyor. Butiğin dekorasyonu Tariş'in belirlemiş olduğu standartlar doğrultusunda yapılıyor. Tariş, franchise almak isteyenlerden şimdilik yatırım için sabit ücret talep etmiyor. Bununla birlikte yıllık satışlar üzerinden belli oranda franchise ücreti alınıyor.

Detaylı Bilgi: (0212) 257 36 54
Kaynak : http://www.girisimcifikirler..com/




Çay Evi" İşletebilirsiniz

02 Kasım 2007

Tea House Konsept Cafe, son yıllarda girişimciler için hoş bir yatırım alanı. Simit cafe'ler, farklı kahve çeşitlerinin bulunduğu kahve cafe'ler konsept cafelerin en güzel örnekleri arasında yer alıyor. Son olarak SVT Gıda Şirketi, Türkiye temsilciliğini yapmakta olduğu Sir Winston Tea adını taşıyan Çay cafeleri açıyor. Türkiye genelinde 8 şubeye ulaşan SVT Gıda, franchising sistemiyle çalışıyor. Bu cafelerin ilki Sir Winston Tea House adıyla İzmir'de açıldı. Cafeler hızla yaygınlaşarak kısa sürede İzmir, Mersin ve İstanbul'da toplam 7 cafe'den oluşan bir zincir halini aldı. Firma önümüzdeki günlerde İstanbul'daki İş Kuleleri İş Merkezi'nin içinde bir yeni cafe daha açmaya hazırlanıyor.

Metrekareye Bin Dolar SVT Gıda franchising sistemiyle çalışıyor. Firmaya Türkiye'nin farklı bölgelerinden pekçok girişimcinin franchise almak için başvurduğu belirtiliyor. Firma gelen başvuruların tamamını değerlendirirken, bazı bölgelere öncelik veriyor. Büyük şehirler, Bursa ve Eskişehir gibi üniversite kentleri ile Antalya ve Bodrum gibi tatil bölgeleri firma için öncelikli sayılıyor.


Bir Çay Cafe'si açmak isteyenlerin ortalama 40 metrekare ile 150 metrekare arasında büyüklüğe sahip bir mekana ihtiyacı var. Tabii ki bu mekanın yaya trafiğinin yoğun olduğu bölgelerde veya alışveriş merkezleri içinde bulunması gerekiyor. Tüm oturma grupları, iç dekorasyon maliyeti ve mutfak ekipmanları ile birlikte 40 metrekare büyüklüğündeki bir Çay Cafe'nin maliyetinin 40.000$ civarında olduğu belirtiliyor. Buna ilk ürünler de dahil. Mekan büyüdükçe yatırım maliyeti de artıyor. 150 metrekare büyüklüğünde bir cafe için ortalama 140 bin 150 bin dolara ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor.


Sir Winston Tea House açmak isteyenlerin firmaya 5.000$ tutarında isim hakkı bedeli ödemesi gerekiyor. Ayrıca firma reklam harcamaları ve diğer giderler için KDV hariç ciro üzerinden yüzde 5 pay alıyor. 40 metrekare büyüklüğündeki bir cafede 3-4 kişi çalışıyor. SVT Gıda, franchise verdiği işletmelere personelin eğitimi konusunda yardımcı oluyor. Tüm personele bir hafta süreyle eğitim veriliyor. Ayrıca, cafe'nin firmanın standartlarında çalışıp çalışmadığı da düzenli aralıklarla kontrol ediliyor. Çay Çeşitleri Çay Cafe'lerin konsepti ağırlıklı olarak çay çeşitlerine dayanıyor.


Siyah, yeşil çaylar, bitkisel çaylar, aroma çayları gibi farklı çay tatlarını bu cafe'lerde sunmak mümkün. Bununla birlikte kahve çeşitleri de çay cafe'lerin önemli ürünlerinden biri. Zira, aynı zamanda İsviçre menşeili La Semeuse kahvelerinin Türkiye temsilcisi olan SVT Gıda, cafe'lerinde 25'den fazla kahve çeşidi bulunduruyor. Çeşitli kekler, salatalar, krep çeşitleri, sıcak ve soğuk sandviçler ile pasta menüsü de çay cafe'lerin konseptinde önemli yer tutuyor. Sir Winston Tea, Türkiye'de bu girişimin öncüsü. Bununla birlikte diğer çay üretici ve ithalatçılarının da gelecek yıl içinde benzer yatırımlar yapması bekleniyor.

Detaylı Bilgi: (0216) 449 52 37

Kaynak: Ekonomist



İş Fikirleri Kendi İşimi Kurmak İstiyorum Fakat...Korkuyorum!

07 Ekim 2007

Kendi İşim Kendi işimi kurmak istiyorum fakat biraz daha “pişmem” gerekli mi sektörde? Kendi işimi kuracağım fakat biraz sermayeye ihtiyacım var sanki… Kendi işimi kurmak istiyorum fakat piyasa benim gerçek değerimin farkında değil. Kendi işimi kurmak istiyorum fakat kişisel çevrem benim deli olduğumu düşünüyor.

Kendi işimi kurmak istiyorum fakat teknik bilgim yetersiz. Kendi işimi kurmak istiyorum fakat pazarlama hakkında hiç bir bilgim yok. Kendi işimi kurmak istiyorum fakat yeterli network’üm, kişisel ağım yok. Kendi işimi kurmak istiyorum fakat iş yönetiminden anlamıyorum. Kendi işimi kurmak istiyorum fakat para ile uğraşmayı oldum olası becerememişimdir… Bu “fakat”ların hepsi aslında ne demek biliyor musunuz? Kendi işimi kurmak istiyorum fakat korkuyorum.

Bu noktada yalan söylemeyeceğim. Korkmakta sonuna kadar haklısınız. Ne yalan söyleyeyim ben de kendi girişimime korkudan tir tir titreyerek başladım. Rüyalarınızdaki işi kuramayacağınızdan korkuyorsunuz. Başarısız olacağınızdan korkuyorsunuz. Saçmasapan bir şey yapıp çevreniz tarafından alay konusu olacağınızdan korkuyorsunuz. Değişimden korkuyorsunuz. Yapacağınız işin fırsat maliyeti sizi korkutuyor (yani bu işi yaparken yapamayacağınız diğer şeylerin maliyeti diğer şeyleri açarsak: başka iş fırastaları kişisel zamanınızdaki kısıtlamalar sevdiklerinize daha az zaman ayırmak sürekli dağınık bir zihinle ortalıkta hayalet gibi dolaşmak… korkutuyor sizi) Ancak, korku eğer kullanmayı bilirseniz oldukça tetikleyici bir motivasyon aracıdır.

Ve unutmayın sorun “bir şeylerin eksikliği” ya da “henüz hazır olmamanız” değil. Kendinize bir hedef koyun ve bu hedef doğrultusunda gerekli şartları uzun vadede sağlamaya bakın. Gerisi gelir. Bu hedef, bir dönem cd satarak (yani ruhunuzu satarak) sermaye biriktirmenizi gerektiriyorsa öyle yapın. Ya da gündüzleri para kazanıp, geceleri Batman misali kendi işlerine odaklanman gerekiyorsa, öyle yapın. Günlük ortalama uykunu 4 saate indirmeniz gerekiyorsa “polifazik uyku teknikleri” üzerine çalışın biraz Sevdiklerinize daha az vakit ayıracaksanız, sosyal hayatınızdan bir süre uzaklaşmanız gerekiyorsa çevrenizle konuşun ve eyleme geçin (Girişimcilik yolu, biraz da yalnızlık yolu – tabii sevdiklerinizi tamamen ihmal etmeyin yoksa yapayalnız kalırsınız ) Sadece bahane üretmeyin, ertelemeyin, şu andan itibaren yolunuzu çizin ve harekete geçin.

Siz Zaten Hazırsınız Yeni bir girişim başlatmak için tüm koşulların mükemmel olmasını bekleyemezsiniz. Yıldızların sizin için mükemmel bir şekilde hizalanmasını beklemeniz yapacağınız en büyük hata olur. Size bir kötü haber vereyim. Yıldızlar hiçbir zaman hizalanmayacak. Siz beklediğiniz sürece o parlak ilham ampulü kafanızda hiçbir zaman yanmayacak. Siz başka birileri için çalışırken öğrendiğiniz ve yaptığınız hiçbir şey sizi kendi girişiminizi kuracak düzeye getirmeyecek.

Şimdi de iyi haberler: Bunların hiçbir önemi yok. Gerçek olan şu ki siz zaten hazırsınız. Kendi girişiminizi başlatmanızı için önünüzde korkularınız ve endişeleriniz dışında hiçbir engel yok. Amiyane tabirle k*çınızı kaldırıp karar vermenize bakıyor her şey. Eğer halen ikna olmadıysanız. Eğer yanınızda hâlâ birkaç mazeret bulunuyorsa onlardan da kurtulalım: Daha Fazla Eğitime İhtiyacınız Yok Lisans döneminde, okulda, iş hayatında her ne öğrenirseniz öğrenin kendi işinizi başlatmanızda hiçbir önemi yok. Eksik olduğunuz yönlerinizi geliştirebilir. İlgi alanınıza girmeyen konular için işini bilen profesyonellerle iş birliği yapabilirsiniz. İş hayatında eğitim ve bilgiden çok daha önemli olan şey çevredir. Networkünüzü genişletin. Deliler gibi bağlantı kurmaya bakın.

Kaynakları verimli bir şekilde yönetmek, her şeyi kendinizin yapmasından daha iyi olacaktır emin olun. Merak etmeyin hiçbir MBA sınıfında “çok büyük riskler nasıl alınır ve bu risklerin altına girdiğinizde yaşayacağınız mide sancılarının ve kalp çarpıntısının üstesinden nasıl gelinir” dersi verilmiyor. Bu dersi kendi kendinize alacaksınız. Ve emin olun bir sene kendi işinizi yaparak lisans dönemi bilgilerinizin üzerine onbinlerce dolar verip bir iş yönetimi master’ı yapıp edindiğiniz toplam birikimden çok daha fazlasını öğrenirsiniz. MBA gerekli değil demiyorum. Özellikle benim gibi mühendis kafalı iseniz, farklı bir paradigma kazanmanız için MBA mutlaka gerekli bile diyebilirim. Bununla birlikte, MBA sahibi olmayıp iş yönetimi konusunda deha olan pek çok kişi de var ortalıkta.

Daha Fazla Paraya İhtiyacınız Yok Girişiminize başlamak için bir melek yatırımcının size bir çuval dolusu para vereceğini hayal ediyorsanız tembellik ediyorsunuz demektir. Elinizde olan kaynakları sonuna kadar kullanın. Limitlerinizi zorlayın. Elinizden gelenin en iyisini yapın. Elinizde “elle tutulur” bir şeyler olsun. Ve ondan sonra finansman arayın. Girişimcilerin çoğu birilerinden milyon dolarlık çek almadan ayakta durabiliyor ve başarılı eserler çıkarabiliyor. Siz bu kurala bir istisna değilsiniz. Daha Fazla Zamana İhtiyacınız Yok Kendi girişiminizi başlatmanız için tek bir doğru zaman var ve o zaman da bugün, hemen ve şimdi. Birkaç ay daha beklemek, ya da kendinize hayali bir kilometretaşı atamak hiçbir şeye yardımcı olmaz. (Korkunuzu erteledikçe bu korkunun bastırılmasına neden olursunuz, korkunuzu bastırdıkça da farkında olmadan korkunuzun sizinle hayaliniz arasında görünmez bir duvar örmesine sebep olursunuz — anlayan anladı.) Pazarın “henüz hazır olmadığı” doğru.

Fakat “pazar hiçbir zaman hazır olmayacak”. Yıldızlara güvenmeyin ve hemen şimdi başlayın. Kendi işinize başladığınızda dünyanız heyecan ve karmaşa dolu olacak, uyku düzeniniz bozulacak. Binbir türlü sorunla karşılaşacaksınız. Başlangıç girişimi böyle çalışır. Ve bir başlangıç girişimini yönetmek dünyanın en zor işidir. Ne yaparsanız yapın, zorluk çekeceksiniz. Ertelemek hiçbir şeyi değiştirmez. Daha Fazla Deneyime İhtiyacınız Yok Burada sizi yanıltmak istemem.

Deneyim tabii ki yardımcı olacaktır. Fakat deneyim bir gereklilik değildir. Deneyimi işinizi geliştirirken de elde edebilirsiniz. En kötü ihtimalle başarısız bir girişiminiz olur, bundan deneyim kazanır ve yepyeni bir girişim başlatırsınız. Bir şirkette çalışarak iş geliştirme deneyimi kazanamazsınız. Bir şirkette çalışarak deneyim kazanmaya çalışmak, lüks bir restoranda yemek yiyip ileride şef garson olmayı hayal etmeye benzer. Hatta daha da ileri gideceğim: Bir şirkette çalışarak kendi girişimini kurmak için deneyim kazanmak, lüks bir restoranda 10 yıllık bir Muscat şarabı ısmarlayıp, bu şarabın tadına varırken ileride ünlü bir şarap üreticisi olmayı hayal etmeye benzer.

Deneyim kazanmanın en iyi yolu, deneyimi yaşarayak kazanmaktır. Siz bir adım atın, isteseniz de istemeseniz de deneyim sahibi olacaksınız. Daha Fazla Bahane Üretmeye Gerek Yok Eğer önümüzdeki birkaç yılınızı bahane üretmekle harcamak ve kendinizi hazır olmadığınıza ikna etmekle geçirmek istiyorsanız buyrun devam edin. Fakat eğer beklemenin sizi girişimci olmaya hazırlamadığını fark ettiyseniz, bu yazıyı bir köşeye bırakmanın ve eyleme geçmenin zamanı gelmiş de geçiyor demektir. Evet, hemen, şu anda, şimdi. Siz hâlihazırda hazırsınız. Kaynak : http://www.fikribol.com/donkisot/?p=36#comments Giy-Çıkar Para Kazan 01 Ekim 2007 Hazırgiyim firmalarının markalaşma ve ihracata yönelik koleksiyon hazırlama çabası yeni bir meslek dalı yarattı: Canlı prova mankenliği. Kadrolu prova mankenlerinın aylık kazancı 750-1250 YTL, part time çalışanların günlük kazancı ise 70-90 YTL arasında değişiyor. "Herhangi bir Collezione mağazasına gittiğimde erkek reyonundaki kıyafeti hiç denemeden hemen alıyorum. Çünkü hepsi benim üzerimde prova yapıldıktan sonra seri üretime giriyor." Bu sözlerin sahibi üniversite öğrencisi Gökhan Tekin, canlı bir prova mankeni. Son günlerde gazetelerin insan kaynakları eklerinde mühendis, finans uzmanlığı, reklamcı ve overlokçu ilanlarının yanına eklenen yeni bir iş kolu prova mankenliği...

Çin rekabeti nedeniyle markalaşma ve tasarıma ağırlık veren firmalar koleksiyonlarının bedenlerinin hazırlanması ve seri üretime geçilmesi öncesinde son provalarını artık canlı mankenlerle yapıyor. Bu sayede de ev kadınından üniversite öğrencisine kadar birçok kişi tam gün veya part time olarak prova mankenliği yapıyor. Kadrolu prova mankenleri ayda 750-1250 YTL arasında bir ücret alırken bu işi part time olarak yapan üniversite öğrencilerinin günlük kazançları ise 70-90 YTL arasında değişiyor. Eski Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Hey Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Aynur Bektaş, dünya markalarına üretim yaparken artık koleksiyonları da Türk firmalarının hazırladığını anlatıyor. Hızlı ve seri üretimin yanı sıra kendi tasarımcılarıyla oluşturdukları koleksiyonların alıcılar için önemli hale geldiğine dikkat çeken Aynur Bektaş, kendi firmalarında standartlara uygun ölçülere sahip çalışanları seri üretime geçmeden önce prova mankeni olarak kullandıklarını söylüyor. Aynur Bektaş, şu bilgileri veriyor: "En az 100-150 bin adet olmak üzere seri üretim yapıyoruz.

En ufak bir hata olursa mal satmaz. Artık imalatçı olarak müşterinin dükkânındaki malın satılmasından da biz sorumluyuz. Özellikle yurtdışına üretim yapan firmalar hangi ülkeye mal yapıyorlarsa o standartlara uygun bir prova mankeniyle çalışmak zorunda. Örneğin Türkiye'ye göre 38 beden, Almanya'ya uymuyor." TGSD Başkanı Ahmet Nakkaş da ihracat yapan kuruluşlar için üretim kalitesinin çok önemli olduğunu belirtiyor. Türk tekstil ve hazırgiyim sektörünün katma değeri yüksek ürünlere yönelmesi gerektiğini ve son yıllarda bu konuda önemli adımlar atıldığını kaydeden Nakkaş, bu sayede yeni bir iş alanının da açıldığını kaydediyor. Talep arttıkça prova mankenliğinin talep edilir bir işkolu haline geleceğini söyleyen Nakkaş, "İhracat yapan firmalar için prova mankeni vazgeçilmez bir unsur oldu.

Ayrıca üretimin kalitesini yükselten bir unsur olması sebebiyle Türkiye'nin özellikle katma değeri yüksek ürün ürettiğinin bir göstergesi" diyor. Çocuk prova mankenler de var Hazırgiyim sektörünün ünlü firmalarından Koton, markalaşma hedefi doğrultusunda son 5 yıldır her sezona farklı koleksiyonlarla hazırlanıyor. Bu koleksiyonların hazırlanmasında ise canlı prova mankenleriyle çalışıyor. Genellikle 38 beden üzerinde mankenlerle çalıştıklarını belirten Koton İnsan Kaynakları Müdürü Yurdagül Oral, prova mankeni seçerken bazı standartlara dikkat ettiklerini söylüyor. Oral, "Prova mankeninin belli bir bel ve göğüs ölçüleri olmalı. Sadece kadınlar için üretilen ürünlerde değil, erkek ve çocuklar için ürettiğimiz ürünler için de prova mankeni kullanıyoruz" diyor. Oral, bir prova mankeninin yaptığı işi ise şöyle anlatıyor: "Prova mankenlerinin ölçülerini alıyoruz. Kıyafeti iyi taşıyıp taşımadığına bakıyoruz ve buna göre karar veriyoruz. Ücretlendirme aylık 750-1500 YTL arasında değişiyor. Prova mankenleri sigorta, yemek ve servis hizmetlerinden de faydalanıyor. Her gün bilfiil işe gelip gidiyor. Çocuklar için ise bu ücret günlük 75 YTL. Çünkü onlar kısa süreliğine çalışıyor." Son yıllarda markalaşma konusunda attığı adımlarla dikkat çeken


Collezione'nin Marka ve Kurumsal İletişim Direktörü Müge Ulusaler de insanların yaş gruplarına ve beden aralıklarına göre vücut formlarının değişkenlik gösterdiğine dikkat çekiyor. Bu nedenle prova mankenine önemli bir görev düştüğünü söyleyen Ulusaler, şunları söylüyor: "Konfeksiyonda beden ve beden serilerinin doğru yapılması için baz aldığımız standart ölçüler var. Yaş ilerledikçe vücut (sarkma/küçülme/genişleme gibi)değişkenlik göstereceği için üst yaş grubuna yaptığınız bir modeli genç bir manken üzerinde prova yapmak doğru olmaz. Üretim esnasında prova mankeni değiştiriliyorsa üretim sürecinde de muhtemelen olumsuz birçok sorunla karşılaşılır. Collezione olarak yaş grubuna ve segmente göre manken kullanıyoruz." Collezione Modelhane Sorumlusu Rabia Akça da canlı prova mankenleri sayesinde ürün üzerindeki hatalarının seri üretime geçmeden tespit edilebildiğini söylüyor. Akça, "Aynı zamanda kumaş ve model uygunluğunu da görmüş oluyoruz" diyor. İyi bir üretim için şart Park Bravo İnsan Kaynakları Sorumlusu Pelin Erdoğmuş, "Prova mankeni sağlıklı bir üretim için büyük bir gereksinim" diyor. Firmaların ürün gamlarının çok genişlediğine ve 34-48 beden arasında üretimler yapılmaya başlandığına dikkat çeken Erdoğmuş, gelişen müşteri portföyünün daha fazla prova mankenine ihtiyaç yarattığını anlatıyor.


Erdoğmuş, prova mankenliğinin şu anda çok bilinen bir meslek olmadığını da belirtiyor ve şöyle devam ediyor: "Park Bravo olarak daha önce büyük beden üretmiyorduk, şimdi üretmeye başladık. Bu nedenle artık canlı prova mankenlerimiz var. Mankenlerimizi ilan yoluyla buluyoruz. Herkes 36 beden olabilir ama beden ölçüleri bel, göğüs, kalça gibi gerçekten çok önemli. 1-2 cm fazla olması bile üretimde değişikliğe neden olabiliyor. Her firmanın kendi standart kalıp ölçüleri var, iyi bir prova mankeni tüm bunlara uymalı. Saat ücreti 40-70 YTL arasında değişebiliyor. Vücut ölçüleri uyan, kıyafeti üzerinde düzgün taşıyabilen herkes prova mankeni olabilir. Bazıları birkaç firma ile aynı anda çalışabiliyor. Ancak manken kelimesi geçtiği için yanlış anlamalara yol açabiliyor. Aslında üniversite öğrencilerinin, ev hanımlarının part-time olarak para kazanabilecekleri bir meslek." Firmaların ölçülerine uygun prova mankeni bulmasının zorlu bir süreç olduğunu kaydeden LC Waikiki Dokuma Modelhane Yöneticisi Hatice Aksoy Ersen ise "Pazarda marka olmuş büyük firmalar tarafından verilen ilanların yanında, ihracata yönelik firmalar da internet aracılığıyla prova mankeni arıyor" diyor.

Her ülkeye farklı manken Maliyeti yüksek olsa da mükemmel kalıbı (perfect fit) yaratmanın kendileri için bir öncelik olduğunu belirten Mavi Jeans yetkilisi Serpil Berkan, her ülkeye uygun farklı prova mankenleriyle çalıştıklarını söylüyor. Berkan, "Denim, non-denim ve üst grup gibi farklı kategorilerde prova mankenine ihtiyaç duyduğumuz için tek tip mankenle ve vücut yapısıyla prova yapmak bizim için yeterli olmuyor. Bizim için her bir kategori, farklı özelliklerde vücut yapısı ve dolayısıyla farklı bir manken anlamına geliyor. Diğer taraftan global bir marka olarak dünyanın çeşitli bölgelerine göre mükemmel kalıbı oluşturmak için birbirinden farklı prova mankenleriyle çalışmamız gerekiyor. Amerika için atletik vücut yapısı gerekirken, Avrupa için daha ince ve uzun boylu mankenler seçiliyor." Gökhan Tekin 23 yaşında Üniversite öğrencisi Gökhan Tekin, bir gazete ilanı ile prova mankenliğiyle tanışmış. 3 yıldır kadrolu prova mankeni olarak Collezione'de çalışıyor.

Tekin, "Ürün mağazaya inmeden ilk giyen kişi olmak çok hoşuma gidiyor. Yeni trendleri bir yıl öncesinden görebiliyorum. Öğrenciler ya da işsiz olanlar için iyi bir işkolu olduğunu düşünüyorum" diyor. Tekin, bu işi yapmanın bazı kuralları olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Kendinize bir sporcu gibi bakmanız gerekiyor. Bazen günde 30-40 parça kıyafet giyip çıkarıyorum, ayda 800 parça elbise yapar. Bu, yılda ortalama 9500 adet kıyafet demek." Nur Dumlupınar 24 yaşında 8 aydır prova mankeni olarak çalışan Nur Dumlupınar da Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde işletme okuyor. İnternetteki ilandan bu işi bulan Dumlupınar, "Önceden alışveriş yaptığımda modellerin kalıplarına pek dikkat etmezdim. Bu işe girdiğimden beri farklı bakıyorum. Öğrenciliğim devam ettiği sürece prova mankenliğine devam etmeyi düşünüyorum. Tüm arkadaşlara tavsiye ediyorum" diyor.

Kaynak: Referans

***Bardakta küp küp doğranmış taze meyve satışı**





Büfe ve stand şeklinde ürün satışı şimdi çok moda. Özel bir donanım gerektirmeyişi tek kişiyle işi çekip çevirme olanağı sayesinde bu iş fikirleri ilgi görüyor. Bu yazımızda size son yıllarda epey popüler olan ancak henüz Türkiye'de bulunmayan bir başka stand ürün konseptinden bahsedeceğim.Ürün basit; meyvelerin küp şeklinde doğranmasıyla meydana getirilen bir meyve tabağı bu.


Bu iş çok kolay ve oldukça da gösterişli duruyor. Kim taze meyveye ''hayır'' diyebilir ki? Bu işi yapabilmeniz için önce taşınabilir tipte bir büfeye ihtiyaç var. Eğer sabit bir noktada satış yapmak istiyorsanız tezgâh tipi bir standa ihtiyacınız var sonrasında çeşitli meyveleri gösterişli bir şekilde sunacağınız kapları yerleştirdikten sonra satışa başlayabilirsiniz.

Meyveler alıcı renkleriyle göze çarpıyor ve müşteriyi standa davet edecek çekiciliğe sahip oluyor. Fakat işi gören şey "kesme ve parçalama robotu" denen alet.Paslanmaz çelik olan bu alet mutfak robotlarının sanayi tipi haline gelmiş büyük versiyonu. Çelikten mamul bu aletin en önemli özelliği meyveleri ezmeden dilimlemesi ve minik küpler haline getirmesi.Bu türden ekipmanı "endüstriyel mutfak gereçleri" satan tüm mağazalardan temin edebilirsiniz.

Müşteri geldiğinde sizin tespit ettiğiniz mönüye göre çeşitli meyveleri robota koyup küp şeklinde doğruyor ve şeffaf bardaklara koyuyorsunuz. Uygulama yaz ve kış değişmiyor. Değişen şey sadece mevsimine göre meyvelerin çeşidi. Önemli olan vitaminle dolu taze meyve parçacıklarının göze de hitap etmesini sağlamak.Bu proje meyve suyu yerine katı meyve karışımından oluşan egzotik lezzetleri sevenler için oldukça çekici bulunuyor. Yaz günleri dondurma sosuyla takviye edilmiş karışık meyve parçacıkları ise gerçekten denenmeye değer bir lezzet.İş tuttuğu takdirde diğer illere bayilik vererek tüm yurda yayılabilirsiniz.

İNTERNETTEN EVE MEYVE SERVİSİ



Gelen bir emaili burda yayınlıyorum.Evlere meyve gönderen bir sitede kurulmuş. Gerçi marketlerde internetten herşeyi yolluyor ama sadece meyvede uzmanlaşmış bir firma oldugu anlaşılıyor.Meyveleri tüketici yerine seçiyor...Her sabah, siz evinizde uyurken en taze, en güzel,en lezzetli meyveleri seçiyor, onları ideal saklama sıcaklığına uygun olarak muhafaza ediyor ve siparişiniz üzerine paketleyip size ulaştırıyor.Hızlı ve Ücretsiz Teslim Online siparişleriniz; çok kısa bir süre içerisinde kapınızda...Üstelik teslimat için hiçbir ücret ödemeden. (tabi bu ücretsiz teslim ilginç, hiçbirşey ücretsiz değil, meyve fiyatının içindedir nakliye) Poşet Taşımaya Son! Haftalık market veya pazar alışverişinizde torbalar dolusu meyve taşımaya paydos! O gün canınız ne istiyorsa sipariş etmeniz yeterli, böylece bir hafta boyunca meyveleri bekletmenize, bozulan veya çürüyen meyveleri çöpe atmaniza da gerek kalmayacak!Kalite Uygun FiyataTaze ve lezzetli ürünleri anında ve uygun fiyata alabilmeniz için artık bir adresiniz var: http://www.tazebunlar.com/Üstelik, her gün değişen fırsat ürünlerine de inanilmaz fiyatlarla sahip olabilirsiniz.%100 müşteri memnuniyeti : Ürün kalitesi ve müsteri memnuniyeti konularinda son derece iddiali...Yine de sizi tam olarak tatmin etmeyen bir durumla karşılaşırsanız, aldığınız ürünleri herhangi bir ödeme yapmadan iade edebiliyormuşsunuz.

***Zengin Olmanın Sırrı Farklılıkta***




Babasının emekli ikramiyesinden verdiği 10 bin dolarla Kazakistan’da ticarete atılan İsmail Kavuncu, kurucu ortağı olduğu Turkuaz’ı 100 milyon dolarlık ciroya ulaştırdı. Dünya Genç Girişimciler yarışmasında büyük ödülü alarak elde ettiği başarıyı tescillendirdi. Ödülünü Bulgaristan Başbakanı’nın elinden alan Kavuncu, iki haftadır, ‘Nasıl zengin olunur? Zirveye nasıl çıkılır?’ gibi sorulara muhatap oluyor. Bir televizyon kanalında konuk olarak sırasını beklerken altyazıdan ‘Zengin olmanın sırlarını İsmail Kavuncu anlatıyor. Az sonra’ anonsu geçince Türkiye’de zenginlik ya da şöhretle başarının birbirine karıştırıldığı yönündeki kanaati pekişmiş. ‘Zengin olmanın reçetesi bende yok. Ancak başarmak için ne yapmalı, bunu biliyorum’ diyen işadamına göre, sokağı iyi gözlemleyen, bakir alanlara yönelen kişi ve kurumların başarısızlıkla karşılaşma ihtimali yok. Kendisini tavsiye makamında görmediğini vurgularken de, ‘Yaptığınız işin adı ne olursa olsun, hedef kitlenizi memnun etmek zorundasınız. İnsanlar sizin markanızı tercih ederken aslında o ismin ardındaki güvenilirliğe para veriyor. Ürün ya da hizmet, konunun sadece bir boyutu’ değerlendirmesini yapıyor. Özbek asıllı İsmail Kavuncu, ‘hayatımın dönüm noktası’ diye nitelediği 1991 yılına kadar doğum yeri Adana’da oto kiralama işi ile meşgul olmuş. Ziraat mühendisi olarak Mardin’e tayini çıkmış; ancak kamuda çalışmayı düşünmediği için göreve başlamamış. Bankacı babası kendisine bu yüzden sitem ederek, ‘Keşke devlet işine girsen’ demiş. Oto kiralama kavramının bile bilinmediği 1987’de arkadaşlarından temin ettiği paralarla iki araba satın almış. Prestij Oto Kiralama levhasını görenlerin, ‘Araba kiralanır mı hiç? Ev mi bu?’ şeklindeki imalı sözlerinin kendisini yıldırmadığını belirten Kavuncu, ‘Bugün geldiğim noktayı o iki arabalı dükkanın önünde fotoğraf çektirirken görmüştüm. ‘Gün gelir çok daha büyük işletmelere sahip olurum’ diye geçmişti içimden. Çünkü azimliydim. Araba sayısını kısa sürede 12’ye çıkardık. İyi bir girişimcilik örneği idi’ diyor. Sovyetlerin dağılmaya başlaması ile Asya’daki akrabalarını aramaya karar vermiş ve ilk seyahati 1991’de Özbekistan’a olmuş. Kardeş ülke topraklarında karşılaştığı tabloyu şu sözlerle özetliyor: ‘Yeni bağımsızlığını kazanmış bir ülke ve vitrinler bomboş.’ Akrabalarını bulduğunda da gıdadan otomotive kadar pek çok alanda bu bölgede yatırım yapabileceğine karar vermiş. Türkiye’ye döndüğünde izlenimlerini Zaman Gazetesi’ne gönderdiğini belirten Kavuncu, üç gün boyunca gazetede yayınlanan yazılarının Türk basınında Orta Asya ile ilgili ilk dizi olduğunu aktarıyor. 1992’de gittiği Kazakistan’ın ulaşım ve coğrafi konumu sebebiyle ticareti için daha elverişli bir noktada bulunduğunu fark etmiş. Çocukluk arkadaşı Zeki Pilge ile ortak olarak Kazakistan’a yerleşmeye karar veren Kavuncu, işleri 1994’e kadar bir otelde kiraladığı ofisten yürüttüğünü söylüyor. Gıda dağıtımı ile başladıkları ticari faaliyetlerine otomotiv, çocuk bezi ve ped satışlarını da eklemiş. Hijyenik pedlerin satışında ilginç bir gelişme de yaşanmış. Daha çok erkeklerin alması üzerine konuyu masaya yatıran Kavuncu, elde ettiği sonucu anlatırken gülümsüyor:‘Meğer ürünün fonksiyonunu bilmeyen erkekler pedi ayakkabılarına koyuyor. Bu şekilde ayaklarını ısıttıklarını söyleyenler oldu. Tanıtımla bu sonra düzeldi.’ Dünya gıda devi Unilever’in Kazakistan distribütörlüğünü aldıklarında artık Turkuaz markası önemli bir noktaya gelmiş. Turkuaz kısa sürede ülkede güvenilir bir şirket haline gelirken, bir süre Türkiye’den Beko’nun da ürünlerini pazarlamış. 1997’ye gelindiğinde şirket yeni binasına geçmiş. Kaynak: www.zaman.com.tr

Kart'laşmış Üç Sınırsız Duygu

İnsan yaşayabilmek için üç temel yetenek ile donatılmış ve bu yeteneklere yaratılıştan bir sınırlama konulmamış.
Bu yeteneklerin birincisi kuvve-i şeheviye (cinsi istek kudreti, yemek, içmek, uyumak ve konuşmak).
İkincisi kuvve-i gadabiye, (zararlı şeyleri def etmeye insanı sevk eden yetenek).
Üçüncüsü ise kuvve-i akliye (iyi ile kötüyü birbirinden ayırmak).
Bu üç sınırsız duygu küresel tüketim kültürünün oyuncağı oldu.
Mimsiz medeniyetin kurucuları bankalar insanoğlunu, üç sınırsız duygusundan yakalayarak esir pazarına düşürdü.
* * *
Bankaların insanoğlunu köleleştirme projesinin en önemli silahı olan kredi kartı anne-baba ve çocuk, herkesin cüzdanına girdi.
Bundan 50 yıl once insanoğlunun zorunlu temel ihtiyaçları 10 adeti geçmezken bugün 100'e ulaştı.
İhtiyaçlar hızla artarken, imkanlar yerinde saydı.
Yorgandan dışarı çıkan ayaklar, kredi kartının sanal yorganı ile örtüldü.
Kredi kartı ile borçlu yaşama biçimi bize ait değil küresel bir kültür.
Almanı, Amerikalısı, İngilizi, Japonu, Türkü, Kürdü herkes tüketiyor, hem de çılgınca.
* * *
Türkiye'de 31 milyon adedi visa-elektron olmak üzere 56 milyondan fazla banka kartı var.
Kredi kartı borçlarında risk düzeyi 10 üzerinden değerlendirildiğinde, 6'yı geçmişiz.
Bu risk 8'i bulduğunda geri dönüşü çok zor bir noktaya geliniyor.
Ücretli kesimin gelir artışı, son üç-dört yıl içinde senelik ortalama yüzde 8 olarak gerçekleşirken, kredi kartı harcamaları bir senede yüzde 35 oranında artmış.
16 Kasım 2007 itibariyle, toplam hane halkı borç yükü 91 milyar 670 milyon YTL'ye çıkmış.
* * *
Türk insanını kredi kartına alıştırmak, kullanmasını öğretmeden çocuğun eline silah vermekle aynı anlama geliyor.
Bankalar devlete yüksek faizle para satamayınca yönünü vatandaşa çevirdi.
Önce reklam bombardımanı ile tüketicinin kimyasını değiştirdi.
Herkesin "gelir durumuna bakmaksızın" eline kredi kartını tutuşturdu.
Zaten reklamlarla harcamayı sever hale getirilen insanoğlunun eline tutuşturulan kredi kartı, kulllananın elinde patlayan silaha dönüştü.
* * *
Türk kart pazarını sayfalarına, 'Borç tuzağı' başlığıyla taşıyan ve uyaran New York Times gazetesinin G. Kore hatırlatmasına, Bankalararası Kart Merkezi (BKM), "Amerika'da kredi kartı başına düşen borç tutarı 5 bin 550 dolar iken, Türkiye'de 639 dolar. Türkiye, hiçbir zaman Güney Kore olmaz" diyerek karşılık veriyor.
5 bin 550 dolarlık kişi başına borç ABD'liler için çerez iken, bizim garibana düşen 639 dolarlık borç, Türkiye'de milyonlarca çalışanın bir aylığı.
Güney Kore olmaz tabii, daha beter olur.
Çünkü bizim insanımız sıkıştığında yabancılar gibi başkasına zarar vermek yerine kendine zarar vermeyi tercih ediyor.
Buna da cinnet diyorlar.
Vatandaşın sırtından süper kazanç
2008 senesinin ilk yarısında bankalar, kredi kartı faiz gelirinden 2.653 milyar YTL, kredi kartı ücret ve komisyon gelirlerinden 2.139 milyar YTL elde etti. Yılın ilk yarısında bankalar, kredi kartlarından 4 milyar 793 milyon YTL kazanmış oldu. Kredi kartı ödeme dönemini bekleyen tutar ise 32 milyar YTL'yi aşıyor.
Borç, en kötü yoksulluktur. M. G. Lightver
Kaynak : Yaşar Süngü Yenişafak

***PERFORMANS DEĞERLENDİRMELERİ***



Performans Değerlendirmesi Sürecinin Tanımlanması
Performans Değerlendirmesinin Amaçları

Performans değerlendirmesi, bir yöneticinin, önceden saptanmış standartlarla karşılaştırma ve ölçme yoluyla, iş görenlerin işteki performansını değerlendirmesi sürecidir.
Performans değerlendirmesi yapmanın iki amacı vardır. Bu amaçlardan birincisi, iş performansı hakkında bilgi edinmektir. Bu bilgi yönetsel kararlar alınırken gerekli olacaktır. Ücret artışlarına, ikramiyelere, eğitime, disipline, terfilere ve başka yönetsel etkinliklere ilişkin kararlar genellikle performans değerlendirmesinden elde edilen bilgilere dayanır. İkinci amaç ise, çalışanların iş tanımlarında ve iş analizlerinde saptanan standartlara ne ölçüde yaklaştığına ilişkin geri besleme sağlamaktır.
Performans Değerlendirmesinde Görev Paylaşımı
Çalışanlar performans hedeflerinin ve değerlendirme ölçütlerinin saptanmasına katıldıkları, kendi kendilerini değerlendirdikleri ve gösterdikleri performansı denetçilerle tartıştıkları zaman, organizasyonun amaçları doğrultusunda ekip ruhuyla çalışmaya daha çok eğilimli olurlar. Çalışanların kendi kendilerini değerlendirmesinin teşvik edilmesi, onlara, tüm değerlendirme sürecine kendi yaptıkları katkının çok önemli olduğuna ilişkin güçlü bir mesaj verir.
Performans Değerlendirmesinde Sorumluluğun Paylaşılması
Performans değerlendirmesi, yöneticilerin çalışanları tanımasının, onlara önerilerde bulunup önderlik etmesinin ve organizasyonun daha etkili bir şekilde işlemesi için onlarla omuz omuza çalışmasının tek yoludur.
2. BÖLÜM
Performans Değerlendirmesi Sisteminin Öğeleri
Çalışanların performans değerlendirmesindeki rolü
Birlikte çalışma sonucunda ortaya çıkacak sistem şu özellikleri taşır:
Anlamlı bir iletişim kurulması sayesinde yönetici / iş gören ilişkilerini güçlendirir.
Çalışanların kendi hedef ve standartlarını daha planlama aşamasında tartışabilmesini ve üzerinde iş verenle anlaşmaya varabilecekleri yeni fikirlerle sürece katılmasını sağlar.
Herkese hedeflerini ve standartlarını yıl içinde yeniden gözden geçirme fırsatı sağlar.
Zıtlaşmaları azaltır.
Örgütsel kararlara katılımı artırır.
Planlamayla başlayan ve çalışanların katılımını içeren bir performans değerlendirmesi genellikle değerlendirilen işin tam bir manzarasını ortaya çıkarır. Katılımcı bir performans değerlendirmesinin bir başka sonucu da, çalışanların iş talimatlarına karşı olumlu bir tutum takınmalarıdır. Yapılacak değişikliklerin kararlaştırılmasına çalışanlar da katıldığında, organizasyon daha çabuk büyüyüp gelişecektir.
Performans değerlendirmesi hangi aralıklarla yapılmalıdır?
Elindeki kadroyla varacağı hedeflerin saptamak isteyen her yönetici, bu kadro hakkında bir değerlendirme yapmaya ihtiyaç duyar. Bu tipte bir değerlendirme belli bir zaman ve yerle sınırlanmayıp her zaman devam etmelidir. Performansı gözden geçirmenin üç ana tipi vardır.
1.Geri besleme: Yöneticinin personelle ilişki içinde olması için biçimsel ve biçimsel olmayan yöntemlerdir. Bu genellikle yöneticinin insanları işlerinin başındayken ya da örneğin kahve içerlerken görüp konuşması şeklinde olur.
2.Yetiştirme: Sorunları gidermenin sürekli bir yöntemidir. Bu yöntemde yönetici bir antrenör ya da işleri kolalaştıran biri gibi davranır, olumlu ve verimli uygulamaları teşvik eder. Performansı gözden geçirmek üzere yapılan biçimsel görüşmelerin tamamlayıcısıdır.
3.Karşılıklı görüşmeler: Organizasyonun yapısına bağlı olarak üç ayda bir, altı ayda bir ya da yılda bir yapılacak biçimsel değerlendirmelerdir. Bu biçimsel uygulama, önceki performans değerlendirmesinde saptanan amaç ve hedeflerin ne ölçüde gerçekleştiğini gözden geçirmek üzere düzenlenir.
Bu yöntemlerin her birinin kendine özgü işlevleri vardır. Bu işlevleri iş görenlerin ihtiyaçları, değerlendirmeyi yapan yönetici ve performans değerlendirmesine ilişkin daha önce alınmış organizasyonel kararlar belirler. Organizasyonun performans değerlendirmesi için saptadığı zaman aralığı ne olursa olsun, bir yönetici kendi personelinin ihtiyaçlarından her zaman haberdar olmalıdır.
3. BÖLÜM
Performans Değerlendirme Teknikleri
Performans Değerlendirmesinde Karşılaşılan Sorunlar
1.Tek ölçüt: Tipik olarak, bir elemanın yaptığı iş bir kaç görevden oluşur ve bunlar iş tanımlarında sıralanır. Bu yüzden yönetici bütün değerlendirmesini tek bir ölçüte dayandırırsa, ortaya bir sorun çıkar. İşin başarıyla tamamlanması için bütün görevlerin yerine getirilmesi gerektiği halde bu yönetici en göze çarpan göreve ilişkin tek bir ölçütle yetinir. Sonuç olarak da, tercih edilen ölçütle diğer faktör arasındaki ilişki bulanıklaşır.
2.Müsamaha: Müsamaha ya da "değerlendirme enflasyonu" bir yöneticinin, bir elemanın performansını gerçekte olduğundan daha yüksek değerlendirmesidir. Yöneticiler bazen, iş görenleri suçlamak için bir neden olmadığını düşünerek onları belli ölçütlere göre olduklarından daha yüksek değerlendirir. Ya da iş görenleri teşvik edeceğini düşünerek, onların performansını olmasını istedikleri düzeydeymiş gibi değerlendirirler. Müsamaha iş performansının hoşa gitmeyecek taraflarını tartışmanın da gerekli olduğunu gözden saklar. Gerçekleri görmezlikten gelir ve gelişme için doğru geri beslemenin önemini unutturur. Müsamahanın tersi katılıktır. Katılık, çalışanlar hak ettiklerinden daha düşük düzeyde değerlendirme eğilimidir. Performansı küçümser, daha çok çalışanların hatalarına, zayıflıklarına ve eksikliklerine dikkat eder. Bu değerlendirme, çalışanları küçük düşürür ve gelişme heveslerinin kırar.
3.Hale etkisi: Hale etkisi, bir yöneticinin bir elemanı, belli bir iş alanındaki mükemmelliğe bakarak değer alanlarda da olduğundan yüksek değerlendirmesidir. Hale etkisi terste işleyebilir. Bir eleman için bütün yönlerinde başarılı olduğu halde bir tek yönde etkili değilse bu başarılı olmadığı yönün öne çıkarılması "boynuz etkisi" diye bilinen durumu ortaya çıkarır. Hal ve boynuz etkilerine dayanan değerlendirmeler, çalışanların gelişmelerine yardımcı olmaz.
Diğer sorunlar ise: Objektif olmama ve ön yargılardır.
4. BÖLÜM
Performans Değerlendirmesi Görüşmesi
Çalışanlar genellikle işlerini iyi yapıp yapmadıklarını bilmek isterler. Değerlendirme yoluyla çalışanlara bu bilgiyi sağlamak yöneticilerin görevleri arasındadır. Daha öncede söylediğimiz gibi çalışanların performanslarının değerlendirmesi süreci hiç aksatmadan, düzenli olarak yapılmalı ve hem biçimsel hem de biçimsel olmayan iletişim kanallarını içermelidir.
Değerlendirme Görüşmesinin Hedefleri
1.Performans hedefleri üzerinde uzlaşma sağlamak.
2.Görüşülen elemanın özellikle güçlü olduğu yönleri saptamak.
3.Düzeltilmeye ihtiyaç gösteren performans alanlarını saptamak.
4.Görüşülen elemanla birlikte performansın daha iyi hale gelmesi için plan yapmak.
5.Gelecek değerlendirme döneminde o elemandan nasıl bir performans beklendiğini ortaya koymak.
Performans Değerlendirme Görüşmelerinin Tipleri
1.Dolaysız Yöntem: Çalışanlara önceden saptanmış soruların yöneltildiği ya da açıklamaların yapıldığı resmi bir görüşme yöntemidir.
2.Dolaylı Yöntem: Daha çağdaş bir yaklaşımdır. Esas olarak çalışanlarla üstleri arasında geçen, konuları önceden sınırlanmamış bir tartışmadır.
3.Planlama: Değerlendirme görüşmesini dikkatle ve her yönüyle planlamak çok önemlidir. Yöneticinin görüşmeden önce bazı notlar alması çok yararlı olur. Yol gösterici ya da hatırlatıcı bir işlevi olan bu notlar yöneticinin elden geldiğince objektif olmasına yardım eder. Kişisel özellikler ancak üretkenliği azaltıyorsa ya da performans sorunlarına yol açıyorsa tartışma konusu edilmelidir.
GÖRÜŞMENİN YÜRÜTÜLMESİSamimi Bir Hava Oluşturmak
Görüşmeden önce kısaca hal hatır sormak yararlı olur. Bu konuşmayı fazla uzun tutmamak ve işle ilgili konulara doğru yönlendirmek gerekir. Yönetici yapılacak görüşmenin önemli olduğunu hissettirecek bir atmosfer oluşturmalıdır.
Hedefleri Ortaya Koymak
Yönetici ile çalışan arasında samimi bir hava oluşturulduktan sonra, yönetici hedefleri ortaya koyup gündemi açıklayarak performans değerlendirme görüşmesini başlatmalıdır. Bu noktada yönetici görüşmenin nasıl yürütüleceğini de belli etmelidir.
Elemanın Öz Değerlendirmesi
Elemanın kendi performansını - bütün ana görevlerini, işlevlerini, ve yükümlülüklerini - sözlü olarak değerlendirmesi, görüşme gündeminin ilk maddesi olmalıdır.
Yöneticinin Değerlendirmesi
Elemanın öz değerlendirmesi sona erdikten sonra yönetici onun sözlerine cevap vermelidir. Elemanın söylediklerine katıldığını bildirmek tartışmaya başlamanın iyi bir yoludur.
Etkili İletişim
Bir performans değerlendirmesinin yararlı sonuçlar vermesi için gerekli becerilerden biri de iletişimdir. Performans değerlendirme görüşmelerini kolaylaştırabilecek bazı iletişim teknikleri vardır. Dostça bir ortam oluşturmak, yanlış anlama ihtimallerini ortadan kaldırmaya çalışmak, görüşmenin kesintiye uğramamasını sağlamak, açık uçlu sorular sormamak ve sorulara dürüstçe cevap verilmesini cesaretlendirmek.
Yönetici, elemana ilk adıyla hitap ederek, kahve ikram edere, ya da hatta oturacakları koltukları uygun bir şekilde düzenleyerek rahat ve resmiyetten uzak bir ortam oluşturabilir.
Performans Görüşmesi İçin Kilit İletişim Becerileri
Destekleyici olun.
Yargılayıcı olmayın.
İşbirliğini teşvik edin.
Katılımı teşvik edin.
Değerlendirmeye yön verin,.
Gelecek İçin Plan Yapmak.
Performans değerlendirmesinin belgelenmesi gerekir. Görüşme sonrasında görüşme formunun doldurulması faydalı olur.
5.BÖLÜM
Kariyer Geliştirme / Performans Yükseltme Planı
Çalışanlara performansları hakkında geri besleme sağlamak, performans değerlendirme sistemlerinin başta gelen amaçlarından biridir.
Başarılı Bir Performans Yükseltme Planının Gerekleri
Üst yönetimin gayreti
Hiçbir büyük örgütsel program, üst yönetim işi ciddiye alıp tam bir destek vermedikçe başarılı olamaz.
Açık ve kesin ifade
İlan etme ve teklif alma.
Eğitim ve gelişim programları
Yöneticilerin ve nezaretçilerin eğitimi.
Kariyer planlama ve geliştirme programına sadece en üst yöneticiler değil, çalışanlara rehberlik eden, öneriler yapan ve yardımda bulunan daha alt düzeydeki yöneticiler de destek olmalıdır.
İletişim
Dikkatli Planlama
Kariyer geliştirme ve sorumlulukları
Organizasyonların Sorumlulukları
Çalışanların mesleki ihtiyaçlarının doğru bir şekilde saptamak.
Organizasyonun sağladığı fırsatları mesleki ihtiyaçlara uygun hale getirmek.
İçerden terfi politikası uygulanacak.
Elemanlara mesleki danışmanlık hizmetleri sağlamak.
Yardım ve değerlendirme programları hazırlamak, iş rotasyonu ve iş zenginleştirme politikaları uygulamak, kariyer planlama grupları oluşturmak.
Çalışanlara seçenekli ek olanakları sağlamak.
Çalışanlara eğitim olanakları sağlamak ve bu konudaki çabalarını desteklemek.
Bireyin sorumlulukları.
Kariyer planlamasına aktif bir şekilde katılmak.
Mesleki gelişim etkinliklerinde belirli bir rol almak.
İhtiyaçlarını, değerlerini, ve kişisel hedeflerini belirlemek.
Yeni fırsatlar aramak.
Organizasyonun sağladığı araçlardan yararlanmak.
Bütün seçenekleri araştırmak.
Kişisel hayatındaki mesleki ihtiyaçlarını etkileyen değişiklikleri anlamak.
Yazar : Margaret J. PALMER Yayınevi : Rota Yayıncılık

***Harika Fikirler ve Başarı Hep Sıradışı İnsanlardan Gelir***



Apple, Veritas ve SanDisk gibi şirketlere yatırım yaparak birer dünya devi haline dönüşmelerini sağlayan ABD’li girişim sermaye şirketi Matrix Partners Ortağı Nick Beim, Türkiye’deki girişimcilerden beklemediği derecede yaratıcı fikirlerle karşılaştığını söylüyor. Türk girişimciler ve geliştirdikleri projelerin en önemli eksiğinin finansman ayağının zayıf kalması olduğuna işaret eden Beim, "Türkiye’de tüm dünyada uygulanabilecek başarı ve kâr oranı yüksek fikirler çıkıyormuş. Bugüne kadar Türk şirketlere hiç yatırım yapmadım. Ama bu fikirleri görünce yapmış olmayı umardım" diyor.

Tüm dünyada etkin girişimcileri tespit edip destekleyen Endeavor Derneği’nin Türkiye’deki Uluslararası Seçim Paneli için İstanbul’a gelen ABD’nin önemli girişim sermaye şirketlerinden Matrix Partners’ın Ortağı Nick Beim, Türk insanının girişimciliği ve yaratıcı projelerinden çok etkilendiğini söylüyor. 16 Türk girişimcisinin başarı hikâyesini dinleyen Beim, karşılaştığı projelerin birçoğunun tüm dünyada uygulanabilecek, büyük bir pazar oluşturup kâr yaratabilecek fikirler olduğuna işaret etti. Yeni projelere finansal destek veren bir girişim sermaye şirketi yöneticisi olarak her yıl binlerce yeni fikir ve projenin önüne konulduğunu söyleyen Beim, "Binlerce kurbağa öpüyorum. Ancak bunlardan sadece çok azı prensese dönüşüyor. Burada karşılaştığım projeler karşısında gördüm ki, bu prenseslerden çoğu Türkiye’deymiş" diyor.

Pazarın Büyüklüğü Önemli
Finansal destek arayan binlerce projeden ortalama ancak 10 tanesinin girişim sermaye şirketleri tarafından uygulamaya değer bulunduğuna işaret eden Beim, bunlar arasında hayata geçirilen projelerden 5 tanesi başarılı, 2 tanesinin ise gerçekten çok başarılı olabildiği görüşünde. Girişim sermaye şirketlerinin destek verecekleri projeyi belirlerken birkaç kritere göre karar verdiğini vurgulayan Beim, öncelikli üç unsuru ise projenin büyük bir pazar yaratacak olması, fikir sahibinin sıradışı bir kişiliğe sahip olması ile projenin değişik bir yaklaşımla değişik bir şeyi deniyor olması şeklinde sıralıyor.

Proje çok iyi olmasa bile proje sahibinin sıradışı kişiliğine inandıkları takdirde destek verdiklerini söyleyen Beim, "Çünkü yaratıcı fikirler ve başarı hep sıradışı insanlardan gelir. Şirkette makinenin baş dişlisi projenin yaratıcısı olacak. Bu nedenle projeden çok, bu kişiye inanmamız lazım" diyor. Buna karşın kişinin bir projeye başlarken sınırlarını bilmesi gerektiğini ifade eden Beim, "Bazı girişimciler her şeyi yapabileceğini düşünür. Bu en büyük hatadır. En iyi girişimci neyi yapamayacağını bilendir" diyor. Kârlı bir şirket olabilmesi için ayrıca projenin büyük bir pazar potansiyelinin bulunması gerektiğini ifade eden Beim, son olarak da tıpkı bir dönem yatırım yaptıkları Apple gibi çok değişik bir şeyi deniyor olması gerektiğini belirtiyor.

Enerji Parlayan Sektör
Finansal destek arayan Türk girişimcilerin bu 3 unsurun yanı sıra proje geliştirirken yükselen sektörlere de dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Beim, son dönemde bilgisayar ve internet teknolojileri, biyoteknoloji ve medikal ürünlerin girişimcilerin en başarılı olduğu sektörler olduğuna dikkat çekiyor. 1990’ların interneti gibi, önümüzdeki dönemin parlayan girişimcilerinin ise enerji alanında çıkacağını vurgulayan Beim, "ABD başta olmak üzere tüm dünyadaki gibi Türkiye’de de başgöstermeye başlayan enerji krizi bu alanda geliştirilen projeleri çok kârlı kılacak. Sadece yeni enerji kaynaklarının yaratılması değil, mevcut enerjinin daha iyi depolanabilmesi, kayıp enerji miktarının azaltılması ile daha temiz enerji elde etmemizi sağlayacak projeler de büyük rağbet görecek" diyor.

Türkiye’de çok etkileyici girişimcilerle karşılaştığını belirten Beim, geçen yıllarda Endeavor bünyesinde inceleme fırsatı bulduğu Airties ve yemeksepeti.com’un bunlardan iki tanesi olduğunu söylüyor. Airties’ın binalarda daha az çelik ve çimento kullanılmasına yönelik geliştirdiği tekniği çok yaratıcı ve başarılı bulduğunu ifade eden Beim, yemeksepeti.com projesinin ise yerel bazlı bir proje olmasına karşın zekice bir fikir olarak niteliyor.

Yatırım 5 Yılda Dönüyorsa Kârlıdır
Endeavor’un bu yılki girişimciler arasında ise kendisinin de ilgi alanına giren teknoloji ve telekomünikasyon sektörüne yönelik projelere dikkat ettiğini belirten Beim, "Türkiye’de inanılmaz zeki insanlar var. ’Bu insanlara nasıl yardım edebiliriz’in peşindeyiz" diyor. Yatırım yaparken ne kadar para yatırılacağına değil, ne kadar para kazanılacağına bakarak karar verdiklerini söyleyen Beim, "Bir yatırımın kârlı olması için geri dönüşünü 5-10 yıl arasında almanız lazım. İnternet şirketi için 6-7 milyon dolar başarılı olmak için yeterli. Ama bu yatırımı yapınca 300 milyon dolar kazanacağınızı bilmelisiniz. Ama telekomünikasyon ekipmanları yatırım miktarınızı 70-80 milyon dolara kadar çıkarabilir" diye konuşuyor.

Girişimciler İçin Adım Adım Başarı
* Büyük düşünün ama adımlarınızı küçük atın. Nihai hedefiniz büyük olsun ama buna aşamalar halinde ulaşmaya çalışın.

* Sadece bir fikre veya projeye odaklanın. Çünkü girişimciler finansman başta olmak üzere kısıtlı kaynaklarla hareket etmek zorundalar. Bunun için en başarılı olup, en çok kazanabileceğiniz işe odaklanın.;

* Zeki insanlardan bir ekip yaratın. Çünkü şirket belli bir büyüklüğe ulaştığında tüm kararlarınızı tek başınıza alamayacaksınız.* Tüm ekibi kazancınıza ortak edin. Sahiplik duygusu yaratarak herkesin daha yaratıcı ve çalışkan olmasını sağlarsınız
Kaynak: Referans Gazetesi/Ceyda Çağlayan

Harika Fikirler ve Başarı Hep Sıradışı İnsanlardan Gelir


Apple, Veritas ve SanDisk gibi şirketlere yatırım yaparak birer dünya devi haline dönüşmelerini sağlayan ABD’li girişim sermaye şirketi Matrix Partners Ortağı Nick Beim, Türkiye’deki girişimcilerden beklemediği derecede yaratıcı fikirlerle karşılaştığını söylüyor. Türk girişimciler ve geliştirdikleri projelerin en önemli eksiğinin finansman ayağının zayıf kalması olduğuna işaret eden Beim, "Türkiye’de tüm dünyada uygulanabilecek başarı ve kâr oranı yüksek fikirler çıkıyormuş. Bugüne kadar Türk şirketlere hiç yatırım yapmadım. Ama bu fikirleri görünce yapmış olmayı umardım" diyor.

Tüm dünyada etkin girişimcileri tespit edip destekleyen Endeavor Derneği’nin Türkiye’deki Uluslararası Seçim Paneli için İstanbul’a gelen ABD’nin önemli girişim sermaye şirketlerinden Matrix Partners’ın Ortağı Nick Beim, Türk insanının girişimciliği ve yaratıcı projelerinden çok etkilendiğini söylüyor. 16 Türk girişimcisinin başarı hikâyesini dinleyen Beim, karşılaştığı projelerin birçoğunun tüm dünyada uygulanabilecek, büyük bir pazar oluşturup kâr yaratabilecek fikirler olduğuna işaret etti. Yeni projelere finansal destek veren bir girişim sermaye şirketi yöneticisi olarak her yıl binlerce yeni fikir ve projenin önüne konulduğunu söyleyen Beim, "Binlerce kurbağa öpüyorum. Ancak bunlardan sadece çok azı prensese dönüşüyor. Burada karşılaştığım projeler karşısında gördüm ki, bu prenseslerden çoğu Türkiye’deymiş" diyor.

Pazarın Büyüklüğü Önemli
Finansal destek arayan binlerce projeden ortalama ancak 10 tanesinin girişim sermaye şirketleri tarafından uygulamaya değer bulunduğuna işaret eden Beim, bunlar arasında hayata geçirilen projelerden 5 tanesi başarılı, 2 tanesinin ise gerçekten çok başarılı olabildiği görüşünde. Girişim sermaye şirketlerinin destek verecekleri projeyi belirlerken birkaç kritere göre karar verdiğini vurgulayan Beim, öncelikli üç unsuru ise projenin büyük bir pazar yaratacak olması, fikir sahibinin sıradışı bir kişiliğe sahip olması ile projenin değişik bir yaklaşımla değişik bir şeyi deniyor olması şeklinde sıralıyor.

Proje çok iyi olmasa bile proje sahibinin sıradışı kişiliğine inandıkları takdirde destek verdiklerini söyleyen Beim, "Çünkü yaratıcı fikirler ve başarı hep sıradışı insanlardan gelir. Şirkette makinenin baş dişlisi projenin yaratıcısı olacak. Bu nedenle projeden çok, bu kişiye inanmamız lazım" diyor. Buna karşın kişinin bir projeye başlarken sınırlarını bilmesi gerektiğini ifade eden Beim, "Bazı girişimciler her şeyi yapabileceğini düşünür. Bu en büyük hatadır. En iyi girişimci neyi yapamayacağını bilendir" diyor. Kârlı bir şirket olabilmesi için ayrıca projenin büyük bir pazar potansiyelinin bulunması gerektiğini ifade eden Beim, son olarak da tıpkı bir dönem yatırım yaptıkları Apple gibi çok değişik bir şeyi deniyor olması gerektiğini belirtiyor.

Enerji Parlayan Sektör
Finansal destek arayan Türk girişimcilerin bu 3 unsurun yanı sıra proje geliştirirken yükselen sektörlere de dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Beim, son dönemde bilgisayar ve internet teknolojileri, biyoteknoloji ve medikal ürünlerin girişimcilerin en başarılı olduğu sektörler olduğuna dikkat çekiyor. 1990’ların interneti gibi, önümüzdeki dönemin parlayan girişimcilerinin ise enerji alanında çıkacağını vurgulayan Beim, "ABD başta olmak üzere tüm dünyadaki gibi Türkiye’de de başgöstermeye başlayan enerji krizi bu alanda geliştirilen projeleri çok kârlı kılacak. Sadece yeni enerji kaynaklarının yaratılması değil, mevcut enerjinin daha iyi depolanabilmesi, kayıp enerji miktarının azaltılması ile daha temiz enerji elde etmemizi sağlayacak projeler de büyük rağbet görecek" diyor.

Türkiye’de çok etkileyici girişimcilerle karşılaştığını belirten Beim, geçen yıllarda Endeavor bünyesinde inceleme fırsatı bulduğu Airties ve yemeksepeti.com’un bunlardan iki tanesi olduğunu söylüyor. Airties’ın binalarda daha az çelik ve çimento kullanılmasına yönelik geliştirdiği tekniği çok yaratıcı ve başarılı bulduğunu ifade eden Beim, yemeksepeti.com projesinin ise yerel bazlı bir proje olmasına karşın zekice bir fikir olarak niteliyor.

Yatırım 5 Yılda Dönüyorsa Kârlıdır
Endeavor’un bu yılki girişimciler arasında ise kendisinin de ilgi alanına giren teknoloji ve telekomünikasyon sektörüne yönelik projelere dikkat ettiğini belirten Beim, "Türkiye’de inanılmaz zeki insanlar var. ’Bu insanlara nasıl yardım edebiliriz’in peşindeyiz" diyor. Yatırım yaparken ne kadar para yatırılacağına değil, ne kadar para kazanılacağına bakarak karar verdiklerini söyleyen Beim, "Bir yatırımın kârlı olması için geri dönüşünü 5-10 yıl arasında almanız lazım. İnternet şirketi için 6-7 milyon dolar başarılı olmak için yeterli. Ama bu yatırımı yapınca 300 milyon dolar kazanacağınızı bilmelisiniz. Ama telekomünikasyon ekipmanları yatırım miktarınızı 70-80 milyon dolara kadar çıkarabilir" diye konuşuyor.

Girişimciler İçin Adım Adım Başarı
* Büyük düşünün ama adımlarınızı küçük atın. Nihai hedefiniz büyük olsun ama buna aşamalar halinde ulaşmaya çalışın.

* Sadece bir fikre veya projeye odaklanın. Çünkü girişimciler finansman başta olmak üzere kısıtlı kaynaklarla hareket etmek zorundalar. Bunun için en başarılı olup, en çok kazanabileceğiniz işe odaklanın.;

* Zeki insanlardan bir ekip yaratın. Çünkü şirket belli bir büyüklüğe ulaştığında tüm kararlarınızı tek başınıza alamayacaksınız.* Tüm ekibi kazancınıza ortak edin. Sahiplik duygusu yaratarak herkesin daha yaratıcı ve çalışkan olmasını sağlarsınız
Kaynak: Referans Gazetesi/Ceyda Çağlayan

YENİ DÖNEMİN GÖZDE SEKTÖRLERİ



Dünyada ve Türkiye’deki gelişmelere paralel olarak yıldızı parlayan bazı sektörler var ki son dönemde hem büyük hem de küçük ölçekli yatırımcıları çekiyor. Bu sektörler şöyle sıralanabilir:

>>İnşaat/Gayrimenkul

>>Mağazacılık/Hızlı Tüketim

>>Enerji(Rüzgar ve Doğalgaz)

>>Maden

>>Telekom

>>İnternet Teknolojileri

>>Bireysel Emeklilik

>>Lojistik

>>Kimya

>>Otomotiv Yan Sanayi

>>Ambalaj

>>Turizm

>>Medical/Sağlık Hizmetleri

>>Yapı Elemanları

>>Doğal Taş Üretimi

>>Eğitim

>>Çevre ve Verimlilik Artışı

>>Süt Hayvancılığı/Süt Üretimi

Doğu Karadeniz Yatırım Alanları
Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki iller kapsamında yapılan karşılaştırmalı sektör analiz raporuna göre iller bazında ön plana çıkan belli başlı yatırım alanlarına aşağıda bulabilirsiniz. Bunlar, raporda belirtildiği üzere potansiyel vaad eden gelecek 10 yıl içinde bölgede yatırımcı çekmesi muhtemel alanlar.

Artvin: Ziraat ve avcılık, balıkçılık ve su ürünler sektörleri birincil orman ürünleri ve mobilya, inşaat ve bayındırlık işleri ile eğlence ve kültür hizmetleri, ikincil yatırım yapılabilecek sektörler olarak öne çıkıyor.

Giresun: Turizm, inşaat ve bayındırlık işleri, gıda, içki ve tütün sanayi, balıkçılık ve orman ürünleri öncelikli, ormancılık ve orman işletmeciliği ile eğlence ve kültür hizmetleri, ikincil öneme sahip sektörler arasında sayılıyor.

Gümüşhane: Turizm, balıkçılık ve su ürünleri, eğlence ve kültür hizmetleri, ormancılık ve orman işletmeciliği, elektrik, gaz hizmetleri sektörleri öncelikli sektörler olarak gösteriliyor.

Ordu: Balıkçılılık ve su ürünleri, turizm ve eğlence ve kültür hizmetleri ile ziraat ve avcılık ön plana çıkan sektörler arasında yer alıyor.

Rize: Turizm sektörü öncelikli sektör olarak değerlendiriliyor. Buna ek olarak balıkçılık ve su ürünleri ziraat ve avcılık, dokuma, giyim eşyası ve deri sanayi Rize’de potansiyel vaad eden sektörler olarak gösteriliyor.

Trabzon: Turizm ve inşaat ve bayındırlık işleri, eğlence ve kültür hizmetleri ile balıkçılık ve su ürünleri Trabzon’un potansiyel barındıran öncelikli sektörleri.

Gayrimenkul’de Öne Çıkan İller
Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER)’nin yaptığı araştırmaya göre, Samsun, Mersin, Konya ve Kocaeli illerinin 4 ve 5 yıldızlı otele, Diyarbakır, Eskişehir ve Kayseri’nin 3 ve 4 yıldızlı iş oteli yatırımlarına ihtiyacı var. Bununla birlikte, Samsun, Kayseri ve Eskişehir’de kültür ve eğlence yatırımları dikkat çekiyor.

GYODER’in yaptığı bir araştırma illerin farklı alanlardaki gayrimenkul yatırım profilini ortaya koyuyor. Turizmden spora, eğlence ve kültür merkezlerinden iş merkezlerine kadar geniş bir alanda hangi yatırımın hangi ilde uygulanabileceğine ilişkin raporda konut yatırımlarındaki başlıca illere de yer veriliyor. Buna göre türlerine göre gayrimenkul yatırımlarının cazip illeri şunlar:

Konut Yatırımları
2007-2015 yılları arasında konut ihtiyacının Antalya’da 236 bin, Konya’da 148 bin, Mersin’de 147 bin, Kocaeli’nde 94 bin, Diyarbakır’da 90 bin, Kayseri’de 60 bin, Eskişehir’de 47 bin 500, Samsun’da 45 bin ve Erzurum’da 36 bin olması bekleniyor. Antalya’da orta üst sınıf konutlar, konut kredisi destekli orta sınıf konutlar ile yerli ve yabancılara yönelik konutlara ağırlık verilirken, Diyarbakır ve Erzurum’ da kamu sektörünün konut üretimini sürüklemesi, Samsun ve Eskişehir’de ise kentsel dönüşüm ve yenilimi temelli ihtiyacın yüksek olduğu görülüyor.

Sanayi ve Lojistik Yatırımları
Sanayi ve lojistik yatırımlarda gelecekte ön plana çıkması beklenen iller arasında Eskişehir, Kayseri, Kocaeli, Mersin ve Susman illeri başı çekiyor. Alışveriş merkezi yatırımları Alışveriş merkezi yatırımlarında öne çıkan belli başlı iller ise Antalya, Kocaeli, Konya, Mersin ve Samsun.

Turizmde Alternatif Modeller
Turizm sektöründe taleplere bağlı olarak gelişen yeni alternatif kanallar var. Klasik turizm anlayışı, yerini daha yüksek gelir getiren butik anlayışa bırakıyor. Alternatif turizm hizmetleri, küçük yatımcıların da ilgisini çekiyor. Bu yatırım alanları arasında botanik turizmi, hava ve su sporları, akarsu turizmi, kuş gözlemciliği ve mağara turizmini sayabiliriz. Buna göre turizmin parlayan alanları şöyle sıralanıyor:

Yat Turizmi
Gelirin yüksek olması yat turizmini cazip kılan etkenlerin başında geliyor. Ayrıca son yıllarda limanlardaki turizmde yönelik geliştirme amaçlı yatırımlar da bu sektörün tamamlayıcı yan alanlarıyla birlikte gelişmesine katkıda bulunuyor.
Botanik Turizmi
Doğal bitki çeşitliliğinin değerlendirilebileceği bu turizm çeşidi, meraklılarını, özellikle yabancı turistleri çekiyor. Avrupa’nın tamamındaki bitki çeşitliliği 12 bin iken, sadece Türkiye’de bu oranın 9 bine ulaşması, Türkiye’yi bu alanda cazip kılıyor.

İpek Yolu Turizmi
ipek Yolu Projesi, Kültür Bakanlığı’nın turizmin ülke çapına ve tüm yıla yaygınlaştırılması doğrultusunda geliştirilen önemli bir proje. Bu doğrultuda han ve kervansarayların yenilenme, restorasyon ve korunma çalışmaları devam ediyor. Bu çalışmalar tamamlandığında önemli oranda turist çekmesi bekleniyor.

Hava Sporları
Yamaç paraşütü, yelken, planör, paraşüt ve balon gibi hava sporları meraklıları için Türkiye, son derece cazip koşullara sahip. Bu potansiyel yatırımcıları da çekiyor.

Dağcılık
Bu alanda hem trekking, hem de tırmanış aktiviteleri yapılabiliyor.

Akarsu Turizmi
Türkiye’nin akarsuları rafting, kano ve nehir kayağı gibi aktiviteler için elverişli. Gerekli tanıtımın da yapılmasıyla bu alandaki potansiyel değerlendirilebilir.

Dalış Turizmi
Ege ve Akdeniz’de dalış turizmi için son derece elverişli noktalar var. Hatta bazı bölgeler dünyadaki belli başlı sualtı dalış yerleri arasında sayılıyor. Son yıllarda yeni dahi noktalarının da eklenmesiyle bu alandaki potansiyel de artmaya başladı. Özellikle Doğu Avrupa ülkelerinden turistlerin dalış için Türkiye’ye geldiği biliniyor. Yatırımcılar da bu konudaki potansiyeli değerlendiriyor.

Kuş Gözlemciliği
Kuş gözlemciliği, sağlıklı çevresel şartları kapsayan bir doğa sporu sayılıyor. Türkiye’deki toplam kuş türlerinin sayısının Avrupa’nın tamamında bulunan kuş türleri kadar olması ve ayrıca Türkiye’nin kuşların önemli göç yolu üzerinde yer alması bu turizm türünün önemini artırıyor.

Mağara Turizmi
Türkiye’nin jeolojik yapısı mağara turizmi için uygun. Mağaraların büyük bölümü Güney Anadolu’da yoğunlaşıyor. Bu mağaraların turizm açısından değerli olması bazı özellikleri barındırmasıyla ilgili. Türkiye’nin bu alanda da önemli turizm potansiyeli bulunuyor.Kaynak: Ekonomist Dergisi

***Çoban Ahmet Nasıl Fütürist Oldu?***




Mersin’de bir köyde çobanlık yapan ilkokul mezunu 24 yaşındaki çoban Ahmet Kaplan, kasabaya indiğinde kiloyla satın aldığı gazeteler arasında bulduğu Hürriyet’in e-Yaşam ekini sayesinde büyük holdinglerden birinde danışman olarak çalışma fırsatını yakaladı. Ahmet Kaplan, yakında bu holdingde ‘fütürist’ (gelecek bilimci, geleceğe yönelik tahminler yapan, ürünler tasarlayan kişi) olarak işe başlayacak.

MERSİNLİ çoban Ahmet Kaplan, Hürriyet’in ‘e.yaşam’ ekinde Teknoloji Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Alphan Manas’ın bir yazısını okudu. Daha sonra kasabadaki internet kafeden yaptığı elektronik posta yazışmaları sonucunda İstanbul’a gelip Dünya Fütüristler Derneği’nin Türkiye şubesinin kuruluş toplantılarından birine katıldı.

İlkokul mezunu olan Çoban Ahmet, İstanbul’da kaldığı süre boyunca da Alphan Manas’ı etkilemeyi başardı ve holding bünyesindeki endüstriyel tasarım şirketi T-Design’ın yaratıcı ekibine katılması için teklif aldı. Çoban Ahmet, yakında eğitim almak üzere tekrar İstanbul’a gelecek ve T-Design’ın yaratıcı ekibine katılacak.

KİLOYLA GAZETE

Ahmet Kaplan, Mersin’in Kömürlü köyünde çobanlık yapıyordu. Yılın yarısını elektriğin bile olmadığı yaylalarda geçiriyordu. Ama bu olanaksızlıklar Çoban Ahmet’i yıldırmaya yeterli değildi. Ayda bir indiği Bozyazı kasabasında internet kafeye gidip dünyaya bağlanmaya çalışıyor, kiloyla aldığı gazeteleri, köyüne dönüp keçilerini güderken satır satır okuyordu.

Çoban Ahmet özellikle tarih, bilim ve teknoloji konularına meraklıydı. Hürriyet’in teknoloji eki ‘e.yaşam’ı bu yüzden çok seviyordu. 2004’ün sonbahar aylarında kasabadan aldığı gazeteleri okurken Hürriyet e.yaşam’ın ağustos sayısı geçti eline. Tüm yazıları satır satır okudu. e.yaşam’ın o sayısında konuk yazar olarak yer alan Teknoloji Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Alphan Manas’ın yazısını ise tekrar tekrar okudu. Aynı zamanda Dünya Fütüristler Derneği Türkiye Başkanı olan Alphan Manas’ın yazısında çizdiği gelecek portresi, Çoban Ahmet’in içindeki fütüristi uyandırdı.

Manas’ın yazısını okuyan Ahmet Kaplan, kendisinin de aslında bir fütürist olabileceğini görmüştü. Kasabaya ilk inişinde cesaretini topladı, İnternet kafeye girip Alphan Manas’a bir e.posta mesajı gönderdi.

MERAKLI BİR ÇOBAN

‘Merhaba Alphan bey (abi) Ben Mersin Bozyazı’nın bir köyünde bilgi ve teknolojiye meraklı keçi çobanlığı yapan bir gencim’ diye başladı mektubuna. Radyo dışında diğer yazılı ve görsel basını takip edemediğini belirtti ve ekledi:

‘Okunmamış bir gazete her zaman tazedir diye bakkaldan kilo ile alıyorum. İşte o gazetelerden birinde (Hürriyet e.yaşam 27 ağustos 2004) yazınızı okudum.’

Ardından da ‘Alphan abisi’ne aklına gelen soruları sıraladı:

1 Acaba bir dergi çıkarıyor musunuz? Çıkarıyorsanız bana gönderebilir misiniz?

2 Bir internet siteniz var mı?

3 Fütüristlerin birleşme çalışmaları nasıl gidiyor?

4 Sermayenin fütüristlere yaklaşımı nasıl?

5 Malum çağ bilgi çağı, ama imkanı olana. Bilgilerinizden faydalanmak isterim. Tabii sizce uygunsa Alphan bey (abi).

6 Gülünç gelebilir ama benim de bir damla misali katkım olabilir mi sizlere?

ŞAKA MI BU MEKTUP

Alphan Manas mektubu alınca şüphelendi. Arkadaşlarına Hollywood prodüksiyonlarını aratmayacak şakalar yapmasıyla ünlü Manas, bu naif ama zeka dolu mektubun bir şaka olmasından korktu. Sorup soruşturdu, köyün muhtarını bulup yazıştı. Muhtar, Ahmet Kaplan’ın yeğeni olduğunu söyleyince şüpheleri dağıldı ve Çoban Ahmet’i İstanbul’a davet etti.

Çoban Ahmet İstanbul’a geldi, Dünya Fütüristler Derneği’nin Türkiye şubesinin kuruluş toplantılarından birine katıldı. Sultanahmet’i, Şişli Bilim Merkezi’ni, Rahmi Koç Müzesi ve İstanbul Modern Sanat Müzesi’ni gezdi; İrfan Sayar’ın (Prof. Zihni Sinir) atölyesini ziyaret etti, Teknoloji Holding’in tasarımı ‘Deniz Taksi’ ile Boğaz’da tura çıktı.

YORUMLAYAN İNSAN

Alphan Manas, Çoban Ahmet’i, ‘Çok okuyan ve çok iyi yorumlayan bir insan’, olarak tanımlıyor: ‘Özellikle tarih konusunda bilgili. Geleceği yorumlamada da tarihin çok önemi var. Ülkelerin geçmişi ve geleceği konusunda çok önemli yorumları var. Ülkelerin bugünkü durumunun geçmişten bir yansımasının mutlak dış siyasetlerine de yansıdığını söylüyor. Ben gerçekten vakit bulup onun okuduğu kitapları okuyamıyorum.’

Çoban Ahmet ise Alphan Manas’ı en çok araştırmacı yönü ve araştırdığı konulara yaptığı kişisel yorumlarıyla etkilemiş. Örneğin Teknoloji Holding’in pek öyle ulu orta bilinmeyen bir ilgisini kendi şahsi araştırmalarıyla ortaya çıkartmış. Enerji konusunun çok önemli olduğunu ve holdingin geleceğinin bu alanda olduğunu düşündüğünü söylemiş.

Çoban Ahmet’in seçtiği kitaplar

Alphan Manas, birlikte girdikleri kitapçıda Çoban Ahmet’e 25 kitap seçmesini söyledi. Çoban Ahmet, önceden kafasında olan 25 kitabı, isimleri ve yazarlarıyla birlikte sayarak Manas’ı hayran bıraktı. İşte Çoban Ahmet’in seçtiği kitaplar:

Azrail, Hakan Karahan Kürtler, Hasan Cemal Bir Millet Uyanıyor, Attila İlhan Kod Adı Yeşil, Çetin Ağaşe Cem Ersever ve Jitem Gerçeği Kriz, Henry Kissinger Çıplak Türkiye, Cem Mumcu

19, Edip Yüksel Sivil Örümceğin Ağında, Mustafa Yıldırım Ermeniler, Sürgün ve Göç Beyoğlu Rapsodisi, Ahmet Ümit Kar kokusu, Ahmet Ümit Da Vinci Şifresi, Dan Brown İhanet Noktası, Dan Brown Melekler ve Şeytanlar, Dan Brown.

Yaratıcı ekibe dahil oldu

Manas, Çoban Ahmet’in kendisine çok farklı bir bakış açısı verdiğini, ondan kişisel bir danışman olarak da yararlanmak istediğini söylüyor. Teknoloji Holding olarak gereksinim duyduğu eğitimleri sağlayacaklarını ve holding bünyesindeki Deniz Taksi’nin de tasarımcısı olan endüstriyel tasarım şirketi T-Design’ın yaratıcı ekibine dahil etme kararı aldı.

Çoban Ahmet, yakında İstanbul’a gelip yerleşecek, maaş alarak bu ekipte işe başlayacak. Çoban Ahmet için, ‘Sanki bir kitap özeti gibi’ diyor. Manas’ın tek korkusu, bugünkü mutluluğunu bu büyük şehirde kaybetmesi. Çoban Ahmet’in bu kaygıya cevabı da çok açık: ‘Bizim oraları sizler çok seversiniz, ama bu sevgi en fazla 15 gün sonra sıkıntıya dönüşür. Sonra İstanbul’u ararsınız. Ben ise İstanbul’da çok daha yararlı ve yaratıcı olacağımı düşünüyorum...’

GÜVENLİKÇİ BANKA MÜDÜRÜ OLDU?




Yıllarca güvenlikçi olarak çalıştığı bankaya müdür oldu. İşte bir başarı öyküsü;
Çorum'da bir bankanın şubesinde 1982 yılında güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başlayan Cemal Kaçay, 26 yıl sonra aynı şubenin müdürü oldu.

Cemal Kaçay, kendisinin 1982 yılında işe başladığı dönemlerde hem güvenlik görevlisi hem de memur olarak işe alımların olduğunu bildirdi.

''O zamanlar Merkez Bankasının güvenlik görevlileri sivil olarak, bellerinde silahları ile geziyorlardı'' diyen Kaçay, kendisinin de ''gençliğin verdiği heyecan'' ile güvenlik görevlisi olmak kendi isteğiyle işe başladığını ifade etti.

Kaçay, Halk Bankasının Çorum şubesinde işe başladıktan bir müddet sonra güvenlik görevlilerine ''siyah üniformalar'' dağıtıldığını belirterek, ''Bu görevin benim için cazibesi kalmamıştı. Ben de memur olmak için karar verdim ve çalışmaya başladım'' diye konuştu.

MEMURDAN ÇOK MEMURDU

Güvenlik görevlisi olmasına rağmen muhasebe bilgisi ve daktilo kullanma yeteneğiyle banka içinde daha çok memurluk görevi yaptığını anlatan Kaçay, 2 yıl sonra aynı bankada memurluk görevine başladığını kaydetti.

Bankanın şube müdürü olmak hayalini o yıllarda kurduğunu belirten Kaçay, ''(Eğer hedefinizi koymuşsanız, yolun yarısını geçmişsiniz demektir) sözü ne kadar haklıymış, şimdi daha iyi anlıyorum'' dedi.

''HEM ÇALIŞTIM HEM OKUDUM''

Cemal Kaçay, bankaya başladıktan sonra Açıköğretim Fakültesini dışarıdan bitirerek üniversite eğitimini tamamladığını ifade ederek, Halk Bankasının hizmet içi eğitim seminerleri, ekonomi dersleri, yükselme eğitimleri gibi pek çok alanda da eğitimine katıldığını vurguladı.

Kaçay, bankacılığın sevildiği zaman insanı mutlu eden bir meslek olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:

''Bankamızın yaptığı geniş kapsamlı eğitim çalışmalarına katıldım. Ekonomi, kriz dönemleri ve ihtisas yapılabilecek alanlarla ilgili en değerli bankacılardan dersler aldım. Çalışmamın her zaman faydasını gördüm. Ben buralara kadar yükselebileceğimi hayal etmezdim. Ancak bankamızın performans ve kazandığınız iyi notlara göre ödüllendirme sistemi, çalışan herkesin önünü açıyor, bunu şimdi daha iyi anladım.''

Kaçay, şu anda hedefinin bankanın Çorum şubesini Türkiye genelindeki ilk 10 şube arasına yükseltmek olduğunu dile getirdi.
Kaynak: www.milliyet.com.tr

***Verdiği Bir Cevap Hayatını Değiştirdi***




Superonline''da yaptığı ilk iş görüşmesinde genel müdüre "Hedefim sizi yanımda çalıştırmak" diyen Yanıklar, bugün 8 milyon dolarlık bir işin başında.

Kaçımız 23 yaşında kendi şirketini kuracak kadar iddialı olabilir? Elinde üniversite diplomasıyla yaptığı ilk iş görüşmesinde, şirketin patronuna ileriye dönük hedefleri hakkında "Sizi yanımda çalıştırmak istiyorum" yanıtını vermeye cesaret eder? İşte Turkticaret. net''in genel müdürü Murat Yanıklar, gerek girişimcilik yeteneği gerekse rekabet ettiği alanda asla kaybetmediği hırsıyla, bu cüretli adımları atabilmiş bir işadamı.

Genel müdürlüğünü yaptığı Turkticaret. net, Türkiye''nin önemli B2B sitelerinden bir tanesi. Şu an ayda 1 milyon hit alan sitede 105 bin üye firma işlem yapıyor. Murat Yanıklar henüz 30''lu yaşları dahi telaffuz etmeyen bir yönetici. Yanıklar, 1975 yılında Bursa''da doğmuş. Liseyi Bursa Süleyman Çelebi Lisesi''nde bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi Matematik Bölümü''nden mezun oldu. Turkticaret.net''in kurulduğu yıldan bu yana başında olan Yanıklar''a "nasıl başardığını" sorduk...

* Teknolojiye merakınız ne zaman başladı?
Lise ve ortaokul yıllarımda bilgisayarla tanıştım. Bu sayede bilgisayara ve teknolojik gelişmelere ilgim her geçen gün arttı. Özellikle internet konusunda tüm gelişmeleri yakından takip ettim. Birçok yayını ve ilgimi çeken kitabı okudum.

* 1997 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra ne yaptınız?
İnternet üzerinden futbol müsabakalarının takip edildiği ve hafta içinde sonuçlarının değerlendirildiği bir oyun projesi geliştirdim. Bunu İstanbul''da Superonline''a sundum. Onlar çalışmamı inceleyip beğendiklerini ve projeyi kendi firmaları adına yapmak istediklerini söylediler. Bana da bu projenin yöneticisi olmamı teklif ettiler. Okuldan yeni mezun olmuş biri için oldukça iyi para öneriyorlardı ve tekliflerini kabul ettim. Üç gün sonra işe başlamak için anlaştık. Tam görüşmeden çıkarken şirketin patronu bana "İleriye dönük hedefin nedir" diye sordu. Ben de hiç düşünmeden "Sizi yanımda çalıştırmak istiyorum" dedim. Bunun üzerine beni işe almaktan vazgeçti. Sayesinde, Turkticaret.net doğmuş oldu.

* Sonra ne oldu? Kendi şirketinizi kurma kararını nasıl aldınız?
Bir yıl kadar sonra ortağım Sait Tosun ile şirketi kurma kararı aldık. Sait Bey, kendi işini kurmak istiyordu. Bende ise proje vardı. Beraber, 10 bin dolarla bir Bursa.net''i kurduk. Tabii ki benim param yoktu. Finansal kaynağı Sait Tosun karşıladı.

* Yıl 1998, siz 23 yaşındasınız ve şirketinizi Bursa''da kurdunuz. Hem genç bir girişimci olmanız hem de şirketin İstanbul kökenli olmaması size ne gibi avantajlar sağladı?
İstanbul kökenli bir şirket olmamamız, Anadolu''daki KOBİ''lerin sorun ve ihtiyaçlarını çok iyi analiz edebilmemize yardımcı oldu diyebilirim. Genç bir firma olmamızın verdiği enerji ve başarıya olan inancımız, hizmet verdiğimiz alanda gerçekleştirdiğimiz doğru stratejiler ile birleşince, Turkticaret. net''in bugün geldiği nokta ortaya çıktı.

* İşe nereden başladınız?
Kişi ve kurumların internet erişimi yoktu. Onlara interneti ve faydalarını anlattık. Yavaş yavaş web sayfaları oluşmaya başladı. Bu beraberinde bir internet kültürünü de getirdi. İki yıl kadar geçtikten sonra daha geniş kitlelere ulaşmak ve pazarımızı büyütmek için yeni bir proje geliştirdik. O noktada Türkiye''nin ilk B2B sitesi Turkticaret.net ortaya çıktı. Turkticaret.net markasını geçtiğimiz yıl ise şirkete dönüştürdük.

* Geriye dönüp baktığınızda "İyi ki yapmışım" dediğiniz bir karar var mı?
Hayallerimden vazgeçmeyerek Turkticaret.net''i kurmak tabii ki.

* Peki ya hiç pişman olmadınız mı? Keşke yapmasaydım dediğiniz bir karar almadınız mı?
İş hayatına ''keşke'' sözcüğünü sokmuyorum. Bugün gelinen nokta da bunu destekliyor. 1998 yılında üç kişilik bir ekiple ve 10 bin dolarlık sermayeyle başladık. Şu an ayda bir milyon hit alan bir siteye, sitede işlem yapan 105 bin üye firmaya sahibiz. Bu başarıdan dolayı Turkticaret.net genel müdürü olarak 2002 yılında Kültür Bakanlığı ve İMKB sponsorluğunda düzenlenen yarışmada ''Türkiye''nin en başarılı genç girişimcisi'' seçildim. Bütün bu sonuçlar doğru işler yaptığmızın bir kanıtı.

* Kendi işinizi kurun. İyi kişiler her zaman iş buluyor, kendi işini kurabiliyor. Siz de kendi işinizi kurabilirsiniz.
* İnandığınız yolda ilerleyin, başarıyı kovalayın ve asla yılmayın.
* Türkiye''de her ne kadar işsizlik olsa da iş imkanı da çok fazla.

KAYNAK : Sabah Gazetesi

HAYALİNİZDEKİ İŞ İMKÂNSIZ DEĞİL!



Tüm dünya ile internetten ticaret gerçekleştirebileceğiniz, bütünüyle bağımsız ve yepyeni bir iş kurmaya hazır mısınız? İnternetten alıcı ve satıcı şirketleri buluşturun, Türk şirketlerinin ürünlerini dünyaya pazarlayın, yurtdışından temsilcilikler alın ve internetten uluslararası ticaret yapın. Dünyanın yeni ticaret biçimi sizi bekliyor!

Coproline Türkiye’de elektronik dış ticareti, e-ticaret uygulamaları ve yönetim programları ile birleştirerek Profesyonel E-Ticaret ve Dış Ticaret uzmanı yetiştiren ilk ve tek kurumdur.

Türkiye’de sadece T.C.Milli Eğitim Bakanlığı Özel Coproline eğitim kurumu tarafından sunulan ‘Commerce Professionals Online’ programı ile internette ticaret yapabilecek iş adamları mezun edilmektedir.

1983’ten Bu Yana 300.000* Katılımcının Güvendiği Güç!

Baltaş Grubu, Prof.Dr. Acar ve Zuhal Baltaş tarafından 1983 yılında kurulmuş ve günümüze dek uzanan 25 yıllık süreçte, 300.000’den fazla kişiye eğitim programları sunmuş, Türkiye’nin lider eğitim ve danışmanlık kuruluşudur. Bir Baltaş Grubu kuruluşu olan Coproline da, ticarete atılmak isteyen bireylere ve şirketlere e-ticaret ve dış ticaret alanlarında uygulamalı eğitim programları sunmaktadır.

Coproline E-Ticaret ve Dış Ticaret Sektörünün Liderlerini Yetiştiriyor!

· Fas terliği, Japon kimonosu, Norveç’ten ringa balığı, Afganistan’dan kaşmir dokuması, Zaire’den manyok ve bunun gibi daha binlerce çok farklı ve enteresan ürünün Türkiye distribütörlüklerini nasıl alacaksınız?

· Kimya, elektronik, bilgisayar, tekstil, mobilya, tarım, ayakkabı, inşaat, oyuncak ve bunun gibi daha yüzlerce sektörde alıcı ve satıcı şirketleri internetten buluşturarak nasıl brokerlik yapacaksınız?

· Kuzey Ülkeleri, Türk Cumhuriyetler, Uzakdoğu, Avrupa, Avustralya, ABD ve Kanada gibi daha çok sayıda ülkedeki şirketlerin Türkiye temsilcilik haklarını nasıl alırsınız?

· Güvenli e-ticareti nasıl yapacaksınız? İthalat ve ihracat işlemlerini nasıl yürüteceksiniz?

· İnternet üzerinden ofisler açarak ve kendinize ait bir iş kurarak risk ve sermaye olmadan profesyonel ticarete nasıl başlayacaksınız?

Tüm cevaplar ve gerçek uygulamalı, profesyonel eğitim için Coproline ile hemen tanışın, ticarete hemen başlayın!

***Köşe Başı Ticaret Başlıyor***

Artık tek bir konuda uzmanlaşan ve "cash" (nakit) çalışan köşe başı ticaret mekânlarını çevremizde daha sık göre­ceğiz.

Gıda da zeytinyağıyla yapılan börek ve baklava dükkânları dikkat çekerken, or­ganik fastfood büfeleri açıldığına şahit olacağız. Klasik pizzacıların bir bölümü henüz keşfedilmemiş otantik değerlerimizi öne çıkaracaklar. Konya usulü "etli ekmek" ve pide içinde ayaküstü servis edilen "fı­rın kebap" köşelerini gürünce de hiç ya­dırgamayacağız. Balık ve deniz ürünleri işleyen tipik fastfood mekanları artacak, sadece de­niz kabukluları veya otantik tarzda balık üzerine çalışan yerler ortaya çıkacak.

Taze makarna işleyen İtalyan tipi res­toran sayısı artarken, etnik mutfak ör­neklerinde patlama yaşanacak. Köşe başı işler konusunda elektronik sektörü de nasibini alacak: Her yerde ileri teknoloji ürünlerini satan mağazala­rın arttığını göreceğiz. Cep telefonu satıcıları çeşitlendirmeye gidip birer tekno­loji merkezi haline dönüşecekler. Semt manavları evrimleşecek, kültür balıkçılığının gelişmesiyle "balıkçı ma­nav" karışımı modern "fresh" sergileri ortaya çıkacak. Bu yerlerde semt pazarı niyetine yal­nız meyve sebze ve balık satılan peraken­deci tezgahların bulunduğu halka açık haller, açılacak.

Klasik kuyumcu mağa­zaları pek yakında yük­sek güvenlikli "jewellery shops" lar içinde konuş­lanıp bijuteri bölümünün değerli parçaları olacak. Metropol kentlerde hobi mağazaları ve köşe başı sanat galerilerinin çoğalışına şahit olacağız. Mevcut dershaneler elektronik ortamda ser­vis vermeye başlayacak, on-line bağlantılar ev içinde sınıf çalışmaları yapılacak.
Kaynak: Para Dergisi/Nur Demirok

YENİ KONSEPT ÇAY EVİ DÖNEMİ




Tea House
Konsept Cafe, son yıllarda girişimciler için hoş bir yatırım alanı. Simit cafe'ler, farklı kahve çeşitlerinin bulunduğu kahve cafe'ler konsept cafelerin en güzel örnekleri arasında yer alıyor.
Son olarak SVT Gıda Şirketi, Türkiye temsilciliğini yapmakta olduğu Sir Winston Tea adını taşıyan Çay cafeleri açıyor. Türkiye genelinde 8 şubeye ulaşan SVT Gıda, franchising sistemiyle çalışıyor.
Bu cafelerin ilki Sir Winston Tea House adıyla İzmir'de açıldı. Cafeler hızla yaygınlaşarak kısa sürede İzmir, Mersin ve İstanbul'da toplam 7 cafe'den oluşan bir zincir halini aldı. Firma önümüzdeki günlerde İstanbul'daki İş Kuleleri İş Merkezi'nin içinde bir yeni cafe daha açmaya hazırlanıyor.

Metrekareye Bin Dolar
SVT Gıda franchising sistemiyle çalışıyor. Firmaya Türkiye'nin farklı bölgelerinden pekçok girişimcinin franchise almak için başvurduğu belirtiliyor. Firma gelen başvuruların tamamını değerlendirirken, bazı bölgelere öncelik veriyor. Büyük şehirler, Bursa ve Eskişehir gibi üniversite kentleri ile Antalya ve Bodrum gibi tatil bölgeleri firma için öncelikli sayılıyor.
Bir Çay Cafe'si açmak isteyenlerin ortalama 40 metrekare ile 150 metrekare arasında büyüklüğe sahip bir mekana ihtiyacı var. Tabii ki bu mekanın yaya trafiğinin yoğun olduğu bölgelerde veya alışveriş merkezleri içinde bulunması gerekiyor.
Tüm oturma grupları, iç dekorasyon maliyeti ve mutfak ekipmanları ile birlikte 40 metrekare büyüklüğündeki bir Çay Cafe'nin maliyetinin 40.000$ civarında olduğu belirtiliyor. Buna ilk ürünler de dahil. Mekan büyüdükçe yatırım maliyeti de artıyor. 150 metrekare büyüklüğünde bir cafe için ortalama 140 bin 150 bin dolara ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor. Sir Winston Tea House açmak isteyenlerin firmaya 5.000$ tutarında isim hakkı bedeli ödemesi gerekiyor. Ayrıca firma reklam harcamaları ve diğer giderler için KDV hariç ciro üzerinden yüzde 5 pay alıyor.
40 metrekare büyüklüğündeki bir cafede 3-4 kişi çalışıyor. SVT Gıda, franchise verdiği işletmelere personelin eğitimi konusunda yardımcı oluyor. Tüm personele bir hafta süreyle eğitim veriliyor. Ayrıca, cafe'nin firmanın standartlarında çalışıp çalışmadığı da düzenli aralıklarla kontrol ediliyor.

Çay Çeşitleri
Çay Cafe'lerin konsepti ağırlıklı olarak çay çeşitlerine dayanıyor. Siyah, yeşil çaylar, bitkisel çaylar, aroma çayları gibi farklı çay tatlarını bu cafe'lerde sunmak mümkün. Bununla birlikte kahve çeşitleri de çay cafe'lerin önemli ürünlerinden biri. Zira, aynı zamanda İsviçre menşeili La Semeuse kahvelerinin Türkiye temsilcisi olan SVT Gıda, cafe'lerinde 25'den fazla kahve çeşidi bulunduruyor. Çeşitli kekler, salatalar, krep çeşitleri, sıcak ve soğuk sandviçler ile pasta menüsü de çay cafe'lerin konseptinde önemli yer tutuyor.
Sir Winston Tea, Türkiye'de bu girişimin öncüsü. Bununla birlikte diğer çay üretici ve ithalatçılarının da gelecek yıl içinde benzer yatırımlar yapması bekleniyor.
Detaylı Bilgi: (0216) 449 52 37
Kaynak: Ekonomist İş Fikirleri

***Otomad Pizza Makinası***



İtalya'da wonderpizza isimli bir firmanin üretmis oldugu pizzalar simdilik belirli ülkelerin sokaklarinda pizza otomatlarindan satilmaya baslamis. Magaza açikmis,kapaliymis derdi olmadan caniniz pizza çektiginde makinadan begendiginiz bir ürünü kisa sürede alma imkanina kavusuyorsunuz.
Makineler Windows isletim sistemiyle çalisiyor.Pizzalar mikrodalga kullanilmadan 90 saniye içerisinde isitilarak müsterisine sunuluyor.
Içerisinde yer alan sogutucu sayesinde pizzalar 0-4 derece arasinda bir sicaklikta saklaniyor.
Müsteri otomata parayi attiktan 90 saniye sonra ise pizza isitilarak yemege hazir hale geliyor.
3 farkli türünden 102 ser adet saklama hacmine sahip bu makineler gerçekten farkli bir uygulamayi önümüze sunuyor.

not : Şimdilik bu ürünün Türkiye'de alınmış bir Distribütörlüğü yok. Distribütörlük için wonderpizza isimli firmaya başvurup, Türkiye'ye ilk siz getirebilirsiniz. Bayilik vererek tüm Türkiye'ye yayılabilirsiniz.
Ayrıntılı Bilgi İçin: http://www.wonderpizza.org/

TÜRKİYE'YE UYGUN 55 İŞ FIRSATI



Yüzde 100 geri dönüşümlü pet şişe üretmek ister misiniz? Peki asit oranı düşük şarap üretebileceğiniz cihaza ne dersiniz? Sadece 1 dakikada 7 ağaçtaki meyvelerin tamamını toplayabilen bir hasat makineniz olsa ne güzel olurdu değil mi? İkinci kez kullanılmayı kesinlikle engelleyen bir enjektör üretip pazarda fark yaratmak istemez misiniz? Ya 3 boyutlu kumaşlarla tekstil sektöründe çığır açacak ürünler geliştirebilseydiniz?...

Evet, bu projelerin hiç biri Türkiye’de henüz denenmedi. Hepsi orijinal ve girişimci-yatırımcı bekliyor. Peki proje sahiplerine nasıl ulaşacaksınız? İşte bu noktada, Para Dergisindeki “Proje Pazarı” köşesinin içerik saplayıcısı konumundaki IRC-EGE devreye giriyor. Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM) bünyesinde faaliyet gösteren IRC-Ege bu ilginç projelerden yararlanmak isteyenlere aracı oluyor. Üstelik hiçbir ücret talep etmeden…

Depreme Karşı Yunan TaktiğiÜlkemizde depremlerden geriye pek çok hasarlı bina kaldı. Bunlar arasında büyük can kayıplarına neden olabilecek okul ve hastane gibi yüzlerce kamu binası da var. Gerçi bunların bir kısmı için tedbir alındı. Ancak diğerlerinin depreme dayanıp dayanamayacağı hala tartışma konusu. Deprem uzmanları ve konuyla ilgili şirketlerin uyarıları genelde sözde kalıyor.

İşte bu konuda ilginç bir çözüm önerisi komşumuz Yunanistan’dan geliyor. Yunanlı inşaat şirketi Marneris pantentini aldığı Parsant metoduyla hasarlı binalar için kesin çözümü bulduğunu iddia ediyor. Marneris’in sahibi John Marneris, Parsant metoduyla geliştirilen koruyucu panellerin binaları depreme karşı güçlendirdiğini söylüyor. Ardından da sistemin ayrıntılarını şöyle anlatıyor. “Hasar görmüş binaları bile güçlendirebilen koruyucu panellerimiz kafesleme yöntemiyle sismik kuvveti emerek etkisiz hale getiriyor. Yapıda deprem sırasında oluşan gücün doğrudan etkili olduğu bölgelerdeki emilimini sağlıyor.”
Parsant metodu koruyucu panellerle binaları adeta koruma altına alıyor. Söz konusu panellerin eni 25 santimetre boyu ise 3 metreye kadar çıkabiliyor. Kafesler binaya göre farklılıklar göstermekle birlikte, en büyüğü 5 santimetre çapındaki vidalarla cepheye yerleştiriyor.İki çelik arasına beton dökülmesiyle oluşturulan paneller o bölgede deprem sırasında oluşacak gücü etkisiz hale getiriyor.Tüm betonarme binalarda kullanılabilen sistem binalar birbirinden tamamen ayrılmışsa daha iyi sonuç veriyor. Ancak hasarlı binalarıda rahatlıkla güçlendirebiliyor. Kurulum süresi örnegin 6 katl bina için 3 ayı buluyor. Bunun maliyeti ise 250 bin Euro civarında. Yunanlı şirket söz konusu yöntemi Türkiye’de uygulayacak firma arıyor.Titreşim Sistemiyle Su Temizliğiİsveç’te faaliyet gösteren bir KOBİ, yeni bir su temizleme teknolojisi geliştirdi. Bu teknolojinin bir çok açıdan üstün özelliklere sahip olduğu belirtiliyor. Örneğin, normal su arıtmalarında olduğu gibi kimyasal katkı maddeleri değil, elektromanyetik titreşimler kullanılıyor. Ayrıca çok özel bir filtre sistemi var. Suyu tehlikeli bir etken bırakmadan dezenfekte edebiliyor. Bakteri , virüs, mikrop ve de niz yosunlarını etkili bir şekilde temizliyor. Bu teknoloji sayesinde her türlü su rahatlıkla temizlenip dezenfekte edilebiliyor. Örneğin içme suyu umumi sular havuz suları ve kaplıca suları gibi her çeşit su arıtılabiliyor.
Bu yeni teknolojinin endüstriyel alanlarda değişik şekillerde kullanım imkanları da var. Örneğin bu metodla sıvı yalar artık sulardan ayrıştırılabiliyor. Geliştirdiği bu su temizleme teknolojisini pazarlamak isteyen İsveçli şirket Türkiye’de distribütör arıyor. Ortak yatırım teknik iş birliği yada lisans devir anlaşmalarına da açık.

Dakikada 7 Ağacın Meyvesini TopluyorAlmanyalı bir şirket elma , vişne ve erik hasadı için yeni bir makine geliştirdi. Söz konusu makine ağaca yanlamasına sürülüyor ve tek kişi tarafından kullanılabiliyor. Sarsma-sallama ve yakalama-toplama fonksiyonları var. Sallama fonksiyonu özel bir mekanizma aracılığıyla elektro-hidrolik olarak kumanda ediliyor. Toplamada ise kanvas kaplamalı toplama perdesi meyvelerin yere düşmesini önlemek amacıyla ağaca doğru uzatılıyor ve ağaç sallanıyor. Meyveler, bu toplama perdesinde ki özel yapım bir kanaldan geçerek bant konveyöre geliyor. Konveyörden bir yürüyen bant ve işleme bölümüne dökülen meyveler, yan şeritte ilerlemekte olan konteynır aracına aktarılıyor.Cihazın performansı oldukça yüksek. Maksimum 4 metre boyundaki 7 ağacın meyvesini 1 dakikada toplayabiliyor. Makine alman ulaştırma bakanlığından onayı almış. Alman şirket bu makinenin satışını yapabilecek firmalar arıyor.

Kullanıldıktan Sonra Açılmayan ŞırıngaDanimarka’da faaliyet gösteren bir şirket ikinci kez kullanıma kesinlikle imkan vermeyen yeni bir şırınga geliştirdi. Üzerinde özel bir kitleme sistemi bulunan bu şırınga kendi kendini otomatik olarak kullanılamaz hale getiriyor. Sistem şu şekilde çalışıyor: Piston itildikçe pistonun üzerinde ki küçük disk şırınganın sonuna geliyor ve bir mekanizma tarafından otomatik olarak kilitleniyor. Kilidi açmak için yukarı doğru uygulanan herhangi bir kuvvet pistonu ve ucundaki küçük diski kıracağından bir daha kullanılamaz hale getiriyor.Bu yeni ürün uluslar arası tüm standartlara uygun olarak üretilmiş ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından da onaylanmış.

Danimarkalı şirket bu güvenli şırıngayı kendi ülke ve bölgesinde üretecek firmalar arıyor. Halihazırda şırınga üreten şirketlerle işbirliği yapılacak. Bu teknoloji hakkında detaylı bilgi verilecek ve eski teknoloji yerine daha güvenli olan bu ürünü üretmeleri konusunda işbirliği yapılacak. Danimarkalı şirket, özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde üretim yapmaya istekli.Bilgisayarlı Dokunmadan Çalışan LavaboAlmanyada faaliyet gösteren bir şirket, üstün özelliklere sahip yeni bir lavabo geliştirdi. Seramikten yapılan lavabonun tek parçadan oluşan bir musluğu var. Üzerinde iki optik algılayıcı var ve bunlar bilgisayara bağlı. İşte bu sayede örneğin kullanıcının elinin musluğa göre konumuna bağlı olarak sıcak ve soğuk olabiliyor. Zaman kontrollü açma kapama modu var. Yani lavabonun dilediğiniz saatlerde kullanılmasını sağlayabilirsiniz. Kullanıcı istatistiklerini kaydedip, bağlı olduğu bilgisayara otomatik olarak arıza raporu gönderebiliyor. Lavabonun halka açık yerlerde, işyerlerinde ve ev­lerde kullanım imkanı var. Geliştirdiği bu yeni ürün için patent alan Alman şir­keti, üretim ya da satış amaçlı ticari işbirlikleri yapacak.İtalya’da faaliyet gösteren bir tekstil şirketi, üç katmandan oluşan üç boyutlu tekstil ürünleri ge­liştirdi. İtalyan şir­ket, bu ürünler için Türkiye’de distribü­tör ya da fason üre­tim yapabilecek partnerler arıyor. Bu sistemi birlikte geliştirecek ve ta­sarlayacak uzman­larla işbirliği teklif­lerine de açık...Bu yeni kumaş, iç ve dış giyimde kul­lanılabiliyor. Farklı katmanlardan olu­şan kumaş üstün özelliklere sahip. Yüksek derecede yalıtım ve rahatlık sağlayabiliyor. Ör­neğin, sıcak-soğuk geçişini azaltarak terlemeyi büyük ölçüde engelliyor. Kumaşa metalik tekstil yapısı kazandırılarak, farklı uygulama alanları da bulunmuş. Bu kumaşlarla ör­neğin, elektrikle çalışan radyatör üretile­biliyor. Boru şeklinde şişirilebilen bu ku­maşların farklı cihazlarda da kulanım imkanı olduğu belirtiliyor. İçki Asidini Düşüren Cihazİspanya hükümetine bağlı bir araştırma kuruluşu, alkollü içki ve yiyecek endüstrisi için asit azaltıcı bir cihaz geliştirdi. Paslanmaz çelikten yapı­lan iki bölmeden oluşan ci­haz, çok hızlı çalışıyor. Çalış­ma prensibi ise özetle seçici membran teknolojisine dayanıyor. Hiçbir kimyasal ekleme yapma­ dan asiditeyi yüzde 25 ora­nında düşüren cihaz, bunu yaparken içecek içindeki di­ğer bileşiklerin kon­santrasyonunu değiş­tirmiyor. Özellikle şarap üreticilerine öneri­len cihazı piyasaya sürecek üreticiler aranıyor.Yüzde 100 Geri Dönüşümlü Pet ŞişeBir İtalyan şirketi, özellikle maden su­yu ve benzeri içeceklerin ambalajlanma­sına yönelik; yüzde 100 geri dönüştürüle­bilen pet plastik şişe geliştirdi. Kapak da dahil tüm şişenin aynı materyalden ya­pıldığı bu buluşta, kağıt etiketlerin yeri­ne de yüzey deformasyonu yöntemiyle lazer baskılı etiket kullanılıyor. Bu sayede yapıştırıcı, kağıt, mürekkep ve boya ihtiyacı ortadan kaldırılıyor. La­zer baskılı etikette tüketiciye yönelik ya­zılan tüm bilgilerin yanı sıra boya, serigraf ve benzerleri uygulamalar yapılabili­yor.Şişeler depolamayı kolaylaştıracak şe­kilde istiflenebilme özelliğine de sahip. Paketleme alanında, Avrupa Birliği ya­salarında ve ulusal direktiflerde öngörü­len en iddialı ekolojik, çevresel ve eko­ denge beklentilerini tamamen karşılıyor. İtalyan şirketi, patentini aldığı ve saha testlerini başarıyla tamamladığı bu yeni teknolojiyle üretim yapacak şirketlerle görüşecek. Şişeleme ve içecek sektöründe faaliyet gösteren şirketler tercih edi­lecek.Perde Duvar Sistemi30 yıllık deneyime sahip İrlandalı bir dış cephe uzmanı, alanında yepyeni bir teknoloji geliştirdi. Özel cilalı perde du­var cephelerinin imalat ve montajına imkan sağlayan ve patenti alınan bu ileri sistem, mekanik olarak bir araya getiril­miş ve yapısal bütünlük oluşturan alüminyum bir yapıyla çerçevelenmiş. Sis­tem, uzman kullanımına yönelik iş­letim yazılımları (CAD entegre çizim programları) ve modüler bina inşaatı uygulamalarında kullanılabiliyor. Sistemin en büyük avantajlarından biri hafif olması.Duvar cepheleri binanın ana yapısına bağlandığı zaman bağımsız olarak kendi kendini taşıya­bilmesi hayati önem taşıyor. Çünkü bir perde duvar, bi­nanın inşaatının görünen kısmının aşağı yukarı yüzde 2S’ine denk geliyor. Kapsamlı bir şekilde dizayn edilen söz konusu dış cephe sistemi bütünüyle test edilmiş. Avrupa Birli­ği standartlarına uygun ol­duğu da Bath Üniversite­si’ndeki CWCT (Pencere ve Kaplama Teknolojileri Merkezi) tarafından sertifikalandırılmış. İrlandalı şirket, dış cep­he ya da perde duvar sektöründe faaliyet gösteren firmalarla işbirliği yapacak.Sudaki Yağı Ayıran CihazPolonya’da faaliyet gösteren bir şirket, su yüzeyinden yağları ve diğer hidrokarbon sıvıları ayrıştırmak üzere bir cihaz geliştirdi. Patenti alınan bu cihaz, makine endüs­trisinde kullanılan tüm sıvıların aletler­den temizlenmesinde ve yağ türevi leke­lerin giderilmesinde kullanılıyor. Paslan­maz çelikten yapılan cihaz, patlama teh­likesi olan yerlerde bile kullanılabiliyor. Polonyalı şirket, satış anlaşmaları yapa­bileceği firmalar arıyor.Cerrahi Alet Kullanabilen Robotİspanyol üniversitesinden araştırmacı bir grup, cerrahi asistan gibi hareket edebilen robot geliştirdi. Henüz piyasa­da benzer çözüm üretebilen başka bir alet olmadığı vurgulanıyor. Söz konusu robot, farklı kişilerin konuşmalarını ayırt edebiliyor. Konuşanın telaffuz ettiği kelimeleri tanımlayıp, ameliyat esnasında gerekli olan aletleri alıp verebiliyor. Ameliyat esnasında cerrahın ihtiyaç duyabileceği aletler tablaya yerleştiriliyor. Ses kuman­dası aletin algılayabileceği açıklığa yer­leştiriliyor. Cerrah o anda ihtiyaç duyduğu aletin adını söylüyor. İşitsel sinyaller uygun devrelerle çeşitli mikrofonlar tarafından bilgisayar ortamına aktarılıyor. Seli ko­mut sistemin ses tanıma merkezi tarafın­dan yorumlanıyor. Bu sayede cihaz, ifa­de edilenleri ve söylenen komutları algı­lıyor. Ses ve görüntü analizlerini yapan ci­haz, koordinatları (x, y, z) hesaplıyor. Bu koordinatlar robot kola iletiliyor. Kol is­tenen ekipmanı alarak cerraha teslim ediyor... Araştırmacı grup, hastane ve kamu ya­rarına hizmet veren şirketlerle lisans an­laşması ya da üretime dönük ticari anlaş­malar yapacak.Tasarruflu SifonTuvaletlerde her sifon çekmede 6-15 litre arasında değişen miktarlarda su kullanılıyor. Hatta yarım fışkırtmalı su tasarruf sistemlerinde bile arzu edilen miktarlarda su tasarrufu sağlanamıyor. İşte bu noktadan hareket eden bir İngiliz mucit, tuvalet temizleme esnasında ge­rekli su miktarını yüzde 50 azaltan yeni bir klozet geliştirdi. Patenti alınan bu sis­tem, etkili tuvalet temizliği için gerekli su miktarını 4 litrenin de altına indiriyor. İngiliz mucit, mevcut rezervuarlarda kü­çük değişiklikler yaparak geliştirdiği bu sistem için Türkiye’de distribütör ya da üretim yapabilecek partnerler arıyor.İki Devreli Hava Soğutma Sistemiİspanya’da faaliyet gösteren şirket, farklı elektrikli cihaz­lara ve elektrik motorlarına uygulanabilen yeni bir havay­la soğutma teknolojisi geliş­tirdi. Söz konusu sistem iki devreden oluşuyor. İlk devre­de, makinenin iç kısımlarıy­la temas halinde olan hava var. Buradaki hava ikinci devreye (kısım) iletiliyor. Burada havanın dahil olmasıyla makinenin ya da cihazın soğut­ması sağlanıyor. Bu yeni sistem, klasik soğutucu sistemlerine kıyasla daha iyi sonuçlar sağlıyor. Kullanıcının ihtiyaçları göz önünde bulundurarak, işlemi isteğe göre düzenlenebiliyor.Bu çözümü uygu­lamak için, karışık sistemli yapılar geliş­tirmeye gerek yok. Çevre dostu olan sis­temde, diğer soğutma sistemlerinde gö­rülebilen sızıntı sorunları yaşanmıyor. Ayrıca, farklı elektrik donanımları içe­ren elektrikli makinelerin ve motorların etkinliğini artırıyor.Cep Telefonu İçin Hava Koruma EkranıRomanyalı bir şirket insan sağlığına ararlı elektromanyetik dalgalara karşı koruyucu ekran geliştirdi. Bu ekranın iki aktif katmanı var. Birinci katman baryum ferrit kristallerinden oluşuyor ve elektriksel geçirgenliği azaltıyor. İkinci katman ise elektro manyetik alanlar için inhibitör rol oynayan alüminyum kristallerinden oluşuyor. İki tabaka yüzde 0,4 oranında polivinil malzemeyle birleştirilmiş.Koruma ekranı televizyon ceptelefonu ve diğer bazı elektrikli eşyalardan kaynaklanan elektromanyetik dalgalara karşı insan vücudunu koruyor. Romanyalı şirket üretime dönük işbirliği arayışı içinde. Teknolojinin daha ağırlıklı alanlarda kullanılması için ortak çalışmaya da açık.
Kaynak: Para Dergisi Via